Bir şeye takınca takıyorum işte ben. Aynı şarkıyı bir hafta dinlediğim oluyor mesela. Ya da birini baştan sevmediysem, ona bir parça dahi samimiyet göstermem mümkün olmuyor... Ve ömrümün son beş yılında en sık kullandığım kelimeyse "kırılmak..." Kızgınlık, yalnızlık, sevgi, aşk, enflasyon, kahvaltı, birliktelik, sahtelik, uzaklık, hıyanet ve daha nice kelimenin içinde beni anlatabilen yegane kelime bu işte.
Çünkü başımdan ayaklarıma kadar tek bir kılıç darbesiyle ikiye bölünmüşüm abi... Niye kılıç? Kime ne! Öyle bir güvensizlik var ki içimde, yeni tanıdığım kim olursa olsun, en az beş adım geriden konuşuyorum sanki... Çünkü göz temasından korkuyorum. Seslerden korkuyorum. Neşeli gibi görünmekten korkuyorum. Görünmekten bile korkuyorum.
...
Sonra, bitimsiz gibi duran bir sıkıntı geliyor. Hiç sebepsiz mi! Kin, öfke, intikam, boşluk, olmazlık... "Nesin lan!" diyorum içimden geçene; bunların hiçbiri değil. Öyle kıpırtısız duruyor bende. Cevapsız mıyım? Değilim elbette... Ben biliyorum; kırıldım lan... Öyle, böyle değil hem de. Deli gibi kırıldım...
...
Ve bunlar yetmezmiş gibi densizin biri gelip, "Niye kalbini kimseye açmıyorsun? diyor bana... Kalbime bakıyorum; "Daha ne kadar açayım seni?" diyorum kendime. Saklanacak neyim kaldı? Fakat cevabımın muhatabı da benim yine... Anlaşılmayacağım çünkü... "Çünkü sen böyle kırılmadın ahmak... Havalı görünmek için büzdüğün dudaklarını ben çoğu zaman yerinden kımıldatamıyorum bile," desem; kırılmanın şahını yaşar.
...
Ama demiyorum. Kırılmanın ne demek olduğunu bildiğim için susuyor ve uzaklaşıyorum ondan. Yani gidebileceğin en uzak nokta olan sessizliğe gidiyorum... Oradan dönmekse yok artık... Çünkü sen kırılmadın böyle. Çünkü sen, susmak nedir bilmiyorsun. Çünkü sen, sesimi büken, kelimelerimi tüketen nedir, anlayacak kalbe sahip değilsin.
To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Güzel günler yakın.
To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.