Sanırım olayların daha öncesine gitmeliyiz 2001'de yaşanan büyük terör olayı ve BUSH'un ulusa seslenişi.
George W. BUSH
“Ya bizimlesiniz ya da teröristlerle!”
Amerika, 11 Eylül 2001 Salı günü tarihinin en büyük terör saldırısını yaşadı.
4 büyük yolcu uçağı, “teröristler” tarafından kaçırılarak belirli hedeflere
çakıldı. Bu saldırılar sonucunda 3 bin dolayında kişi hayatını kaybetti.
Amerikan Havayolları’nın 11 sefer sayılı ve 92 yolculu ve United Airlines’ın
175 sefer sayılı ve 65 yolculu uçakları Boston’dan Los Angeles’e hareket
etmişti. Hareketten kısa bir süre sonra uçakların kontrolü ele geçirildi ve
Dünya Ticaret Merkezi’nin İkiz Kuleleri’ne çakıldıkları New York’a
yönlendirildiler. Çarpma ve akabinde meydana gelen yangın, 110 katlı kuleleri
çökertti. Aralarında, çıkan yangınları söndürmeye çalışan yüzlerce itfaiyecinin
de bulunduğu 2 bin 792 kişi hayatını kaybetti.
United Airlines’ın Newark’dan San Francisco’ya uçan 93 sefer sayılı uçağı ve
American Airlines’ın Dulles’dan (Virginia) Los Angeles’a hareket eden 77 sefer
sayılı uçakları da kaçırıldı. 64 yolculu uçuş 77, Washington D.C.’ye
yönlendirildi ve Pentagon’a çakıldı. Uçağın içindeki tüm yolcularla birlikte
Pentagon’daki 125 askerî personel hayatını kaybetti. 93 sefer sayılı uçak da
44 yolcusuyla Washington’a yönlendirildi, ama yolcuların hava korsanlarını
etkisiz hale getirmeye kalkışmasının ardından Pennsylvania yakınlarında bir
araziye çakıldı.
Tüm dünya ABD’nin söz konusu saldırılara karşı nasıl tepki vereceğini
merakla beklerken 20 Eylül 2001’de Kongre’nin ortak oturumunda kürsüye
çıkan Amerika Başkanı George W. Bush, şu tarihî konuşmayı yaptı:
Kaynak: Reuters
“Sayın Sözcü, Başkan, Kongre Üyeleri ve Amerikalılar!
Normal zamanlarda Başkanlar bu kürsüye ulusun durumunu anlatmak
için gelirler. Bu gece böyle bir bildirime gerek yok. Bu zaten Amerikan halkı
tarafından yapıldı.
Bunu, yerdekilerin hayatını kurtarmak için teröristlere saldıran yolcuların
cesaretinde gördük. Olağanüstü bir adam olan Todd Beamer gibi
yolculardan bahsediyorum. Eşi Lisa Beamer’i bu gece aramıza davet
etmemde bana eşlik eder misiniz lütfen?
Ulusumuzun durumunu, yaşadığımız felakette çalışan kurtarma
görevlilerinin dayanıklılığında gördük. Bayrakların açılışını, mumların ışığını,
kan verilmesini, İngilizce, İbranice ve Arapça edilen duaları gördük.
Başkalarının acısını kendi acısı olarak gören, cömert ve sevgi dolu
insanların asaletini gördük.
Yurttaşlarım, son dokuz gündür, tüm dünya ulusumuzun durumunu
gördü. Oldukça sağlam.
Bu gece, tehlike karşısında uyanık ve özgürlüğü savunmak için göreve
çağrılmış bir ülkeyiz. Acımız öfkeye, öfke kararlılığa dönüştü. Ya
düşmanlarımızı adalet karşısına ya da adaleti düşmanlarımızın karşısına
çıkaracağız; adalet yerini bulacak.
Böylesi bir dönemde sergilediği liderlikten dolayı Kongre’ye teşekkür
ederim. Tüm Amerika, trajedinin yaşandığı akşam, Cumhuriyetçilerin ve
Demokratların, içinde bulunduğumuz Kongre’nin basamaklarında ‘Tanrı
Amerika’yı Korusun’ ilahilerini söyleyerek bir araya gelmesini görmekten
duygulandı. Ve sizler ilahi söylemekten daha fazlasını yaptınız. Ordumuzun
ihtiyaçlarını karşılamak ve teşkilatlarımızı yeniden yapılandırmak için 40
milyar dolar tahsis ederek harekete geçtiniz.
Sözcü Hastert, azınlık lideri Gephardt, çoğunluk lideri Daschle ve Senatör
Lott, arkadaşlığınız, liderliğiniz ve ülkemize yaptığınız hizmetten dolayı size
teşekkür ederim.
Ve Amerikan halkı adına, taşan desteği için dünyaya teşekkür ediyorum.
Amerika, Buckingham Sarayı’nda, Paris caddelerinde ve Berlin’in
Brandenburg kapısında çalınan ulusal marşımızın melodilerini asla
unutmayacak.
Seul’deki elçiliğimizin önünde dua etmek için toplanan Güney Koreli
çocukları, Kahire’deki bir camide edilen iyi niyet dualarını asla
unutmayacağız.
Avustralya, Afrika ve Latin Amerika’daki saygı duruşlarını ve ulusal yasları
asla unutmayacağız.
Bizimkilerle birlikte can veren 80 ülkenin vatandaşlarını da asla
unutmayacağız. Onlarca Pakistanlıyı, 130’dan fazla İsrailliyi, 250’den fazla
Hintliyi ve El Salvador, İran, Meksika ve Japonya’dan erkek ve kadınları ve
yüzlerce İngiliz vatandaşını.
Amerika’nın Büyük Britanya’dan daha esaslı bir dostu yok.
Bir kez daha yüce bir amaç için bir araya geldik.
İngiliz Başbakanının Amerika ile olan dayanışmasını göstermek için bir
okyanusu kat etmesinden dolayı onur duydum.
Geldiğin için teşekkürler, dostum.
11 Eylül’de, özgürlüğün düşmanları, ülkemize savaş açtı. Amerikalılar
savaşı tanır, ama geçtiğimiz 136 yıl boyunca, 1941’deki bir Pazar günü
olan hariç (Japonların yaptığı Pearl Harbour baskını, Y.N.) yabancı
topraklardaki savaşlara katılageldiler. Amerikalılar savaş kayıplarını bilir,
ama sakin bir sabah büyük bir şehrin merkezinde yaşanan türden olanlarını
değil.
Amerikalılar sürpriz saldırıları tanır, ama daha önceden binlerce sivilin
üzerine yapılanları görmemişlerdi.
Bunların hepsi bir gün içinde başımıza geldi. Ve gece, farklı bir dünyanın,
bizzat özgürlüğün saldırı altında olduğu bir dünyanın üzerine çöktü.
Amerikalıların zihninde bu gece birçok soru var. Amerikalılar ‘Ülkemize
kim saldırdı?’ diye soruyor.
Şu ana kadar topladığımız deliller, gevşek bir şekilde birbirleriyle
bağlantılı olan ve El-Kaide olarak bilinen bir grup terörist organizasyona
işaret ediyor. Bunlar aynı zamanda Tanzanya ve Kenya’daki Amerikan
elçiliklerinin ve UUS Cole’un (Yemen’de demirli iken bombalanan Amerikan
savaş gemisi, Y.N.) bombalanması ile suçlanan katillerden bazıları.
El-Kaide, mafyanın cinayet olarak yaptığını terör olarak yapıyor. Ama
amacı para kazanmak değil. Amacı, dünyayı yeniden yapılandırmak ve
radikal inançlarını dünyadaki tüm insanlara empoze etmek.
Teröristler, İslamî aşırılığın, Müslüman âlimler ve Müslüman din
adamlarının çoğu tarafından reddedilen uç formlarından birini uyguluyorlar.
İslam’ın barışçıl öğretilerini saptıran uç bir formunu.
Teröristlerin kanunu, onlara, Hıristiyanları ve Yahudileri, tüm
Amerikalıları öldürmelerini, kadınların ve çocukların da dahil olduğu
sivillerle askerler arasında bir ayrım yapmamalarını emrediyor.
Bu grup ve grubun Usame Bin Laden adındaki lideri, aralarında Mısırlı
İslamî Cihad ve Özbekistan’daki İslamî Hareket’in de bulunduğu, farklı
ülkelerdeki birçok organizasyonla ilişki içinde.
60’tan fazla ülkede bu teröristlerin binlercesi var. Bunlar kendi
ülkelerinden ve komşu ülkelerden silah altına alınıyor, terör taktikleri
üzerine eğitim gördükleri Afganistan gibi yerlerdeki kamplara getiriliyorlar.
Kötülük ve yıkım yapmak için evlerine ya da saklandıkları ülkelere
gönderiliyorlar.
El-Kaide liderliğinin Afganistan’da büyük bir etkisi var ve ülkenin büyük
bir bölümünü kontrol altında bulunduran Taliban rejimini destekliyorlar.
Afganistan’da El-Kaide’nin dünyaya yönelik vizyonunu görüyoruz. Afgan
halkı işkence görüyor, birçoğu açlık çekiyor ve birçoğu da ülkeden kaçtı.
Kadınların okula gitmesine izin verilmiyor. Televizyon sahibi olduğunuz
için hapse atılabiliyorsunuz. Din ise, sadece liderlerinin dayattığı şekilde
tatbik edilebiliyor. Afganistan’da bir erkek, sakalı yeteri kadarı uzun değilse
hapse atılabiliyor.
Birleşik Devletler, Afgan halkına saygı duyuyor. Daha da ötesi bu ülkeye
yapılan insanî yardımın en büyük kaynağı bizleriz, ama Taliban rejimini
lanetliyoruz.
Taliban rejimi, sadece kendi insanına baskı yapmıyor, aynı zamanda
teröristleri finanse ederek, barındırarak ve onlara ikmalde bulunarak
dünyanın her yerindeki insanları tehdit ediyor:
Taliban rejimi, katile yardım ederek ve cesaretlendirerek suç işliyor. Ve
bu gece Amerika Birleşik Devletleri, Taliban’dan şunları talep ediyor.
El-Kaide’nin ülkenizde yaşayan lider kadrosunun tüm yetkililerini Birleşik
Devletler’e teslim edin. Aralarında Amerikalıların da bulunduğu ve
adaletsiz bir şekilde hapsettiğiniz tüm yabancı uyrukluları serbest bırakın.
Ülkenizdeki yabancı gazetecileri, diplomatları ve yardım çalışanlarını
koruyun. Afganistan’daki her terör kampını hemen ve daimî olarak kapatın.
Ve her teröristi, elemanı ve destek yapılanmalarını uygun makamlara
teslim edin. Artık faaliyette bulunmadıklarından emin olabilmemiz için,
Birleşik Devletler’e, terörist eğitim kamplarına serbest giriş hakkı tanıyın.
Bu talepler tartışmaya ve pazarlığa açık değildir.
Taliban harekete geçmeli, hem de hemen.
Ya teröristleri teslim edecekler ya da onların kaderini paylaşacaklar.
Bu gece ayrıca doğrudan dünyadaki Müslümanlara seslenmek istiyorum.
İnancınıza saygı duyuyoruz. İnancınız, milyonlarca Amerikalı ve
Amerika’nın dost olarak kabul ettiği ülkelerdeki insanlar tarafından özgürce
tatbik ediliyor. Öğretileri iyi ve barışçı. Oysa Tanrı adına kötülük yapanlar,
Tanrı’nın adını kötüye kullanıyorlar.
Teröristler, İslam’ın kendisini de kaçırmaya çalışarak (uçak kaçırmaya
atfen Y.N.) aslında kendi inançlarına da ihanet ediyorlar.
Amerika’nın düşmanı, çok sayıdaki Müslüman dostlarımız değil. Çok
sayıdaki Arap dostlarımız da değil. Düşmanımız, teröristlerin oluşturduğu
radikal şebeke ve onları destekleyen her hükümet.
Terörle savaşımız El-Kaide ile başlıyor ama orada bitmeyecek.
Küresel menzildeki tüm terör grupları, bulunana, durdurulana ve mağlup
edilene kadar sona ermeyecek.
Amerikalılar soruyorlar, ‘Neden bizden nefret ediyorlar?’
İşte tam olarak bu Meclis’te gördüklerinden nefret ediyorlar; demokratik
olarak seçilmiş hükümetten. Onların liderleri kendi kendilerini atıyor.
Özgürlüklerimizden nefret ediyorlar; inanç özgürlüğümüzden, ifade
özgürlüğümüzden, oy verme, bir araya gelme ve birbirimizle hemfikir
olmama özgürlüğümüzden.
Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün gibi birçok Müslüman ülkedeki mevcut
hükümetleri devirmek istiyorlar. İsrail’i Ortadoğu’dan sürmek istiyorlar.
Hıristiyanları ve Musevileri, Asya ve Afrika’nın engin topraklarından
çıkarmak istiyorlar.
Bu teröristler sadece hayatlara son vermek için değil, aynı zamanda bir
yaşam tarzını kesintiye uğratmak ve sona erdirmek için öldürüyorlar. Her
katliamla birlikte Amerika’nın korkacağını, dostlarını yüz üstü bırakarak
dünyadan çekileceğini ümit ediyorlar. Yollarına çıktığımız için bize karşı
çıkıyorlar.
Tanrı’ya hürmet numaralarına kanmıyoruz.
Bu türü daha önceden de gördük. Onlar, 20. yüzyılın tüm ölümcül
ideolojilerinin kalıntıları. Radikal vizyonlarına hizmet etmek için insan
hayatına kastederek, güce tapmanın haricindeki tüm değerleri çiğneyerek,
Faşizm’in, Nazizm’in ve Totaliteryanizm’in izinde gidiyorlar. Tarihin
ıskartaya çıkmış yalanlarının işaretsiz mezarlığında son bulana kadar bu
yolu takip edecekler.
Amerikalılar soruyorlar, ‘Nasıl savaşacağız ve bu savaşı nasıl
kazanacağız?’ Her türlü diplomasiyi, her türlü istihbarat gerecini, her türlü
kanun gücünü, her türlü malî etkinliği ve gereken her türlü savaş gerecini,
küresel terör şebekesinin yok edilmesi ve mağlup edilmesi yönünde
komutamızdaki tüm kaynakları harekete geçireceğiz.
Bu savaş, on yıl önce Irak’a karşı verilen, toprağın kesin bir şekilde
özgürleştirilmesi ile biten ve çabuk sonuç alınan savaş gibi olmayacak.
İki yıl önce Kosova semalarında gerçekleşen, kara birliklerinin
kullanılmadığı ve bir tek Amerikan askerinin bile çatışmada kaybedilmediği
hava savaşına da benzemeyecek.
Vereceğimiz karşılık, anî bir misilleme ya da birbirinden bağımsız
saldırılardan daha fazlasını ihtiva ediyor. Amerikalılar tek bir savaştan
ziyade, daha önce gördüklerimize hiç benzemeyen türden, uzun süreli bir
çarpışmaya hazır olmalı. Buna TV ekranlarına da yansıyan ses getirici
darbeler kadar, başarılı olsa bile gizli kalacak örtülü operasyonlar da dahil
olabilir.
Teröristlerin finansman kaynaklarını kurutacağız, onları birbirlerine
düşüreceğiz ve saklanacak yerleri kalmayana dek bir yerden diğerine
süreceğiz.
Aynı zamanda teröristlere yardım sağlayan ve onlara kol kanat geren
hükümetlerin de peşine düşeceğiz. Şimdi her bölgedeki her milletin
vermesi gereken bir karar var: Ya bizimlesiniz ya da teröristlerle!
Bugünden itibaren, terörizme yataklık eden ya da destek veren her ulus,
Birleşik Devletler tarafından düşman rejim olarak kabul edilecektir.
Ulusumuzun dikkati çekildi, saldırılara karşı bağışıklığımız yok. Amerikalıları
korumak için teröre karşı gereken savunma tedbirlerini alacağız.
Bugün, devletin ve yerel hükümetlerin yanı sıra düzinelerce federal
bölüm ve ajansın iç güvenliği etkileyen sorumlulukları bulunuyor.
Bu gayretler, en yüksek seviyede koordine edilmeli. Bundan dolayı bu
gece, Bakanlık düzeyinde ve doğrudan bana karşı sorumlu İç Güvenlik
Bakanlığı’nın kurulduğunu ilan ediyorum.
Ve yine bu gece, Amerika’nın güvenliğini güçlendirmek için bu gayretleri
yönlendirecek, seçkin bir Amerikalıyı, emekli asker, etkin bir vali, gerçek
bir vatansever ve güvenilir bir arkadaş olan Pennsylvanialı Tom Ridge’i
takdim ediyorum. Ülkemizi teröre karşı korumak ve gelebilecek herhangi
bir saldırıya karşılık vermek için, bütüncül bir ulusal stratejiyi
yönlendirecek, denetleyecek ve de koordine edecek.
Bu önlemler kaçınılmaz. Terörizmin yaşam tarzımıza tehdit yöneltmesini
engellemenin tek yolu; onu durdurmak, engellemek ve nerede ortaya
çıkarsa yok etmektir.
FBI ajanlarından istihbarat görevlilerine, aktif göreve çağırdığımız
rezervlere kadar birçok kişi bu gayrete dahil olacak. Hepsi teşekkürlerimizi
ve dualarımızı hak ediyor.
Ve tahribata uğramış Pentagon’dan birkaç mil uzakta bulunduğumuz bu
yerde ordumuz için de bir mesajım var: Hazır olun. Silahlı kuvvetleri
alarma geçirdim ve bunun bir sebebi var.
Amerika’nın harekete geçeceği an geliyor ve siz bizi gururlandıracaksınız.
Bununla birlikte bu, sadece Amerika’nın savaşı değil. Tehlikede olan,
sadece Amerika’nın özgürlüğü değil.
Bu, dünyanın savaşı. Bu, medeniyet savaşı. Bu, gelişmeye, çoğulculuğa,
hoşgörüye ve özgürlüğe inananların savaşı.
Her ulusun bize katılmasını istiyoruz.
Tüm dünyadaki polis güçlerinin, istihbarat servislerinin ve bankacılık
sistemlerinin yardımına ihtiyacımız olacak ve bu yardımı isteyeceğiz.
Birleşik Devletler, Latin Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Avrupa ve İslam
dünyasına kadar sempatisini ve desteğini sergileyen birçok ülke ve
uluslararası organizasyona minnettardır.
Belki de dünyanın tutumunu en iyi NATO’nun ‘birine yapılan saldırı,
hepsine yapılmış bir saldırıdır’ şeklindeki taslağı yansıtıyor. Medenî dünya
Amerika’nın yanında yerini alıyor.
Eğer bu terör cezasız kalırsa, sırada kendi şehirlerinin ya da
vatandaşlarının olacağını anlıyorlar. Karşılık verilmemiş terör sadece
binaları yıkmakla kalmaz, aynı zamanda meşru hükümetlerin de istikrarını
tehdit edebilir.
Peki, biliyor musunuz, ne olacak? Buna izin vermeyeceğiz.
Amerikalılar soruyorlar, ‘Bizden beklenen nedir?’
Hayatlarınızı yaşamanızı ve çocuklarınıza sarılmanızı istiyorum.
Bu gece birçok vatandaşın korkuları olduğunu biliyorum, ama sakin ve
kararlı olmanızı istiyorum. Süregelen bir tehditle karşı karşıya kalsanız bile.
Amerika’nın değerlerini kucaklamanızı ve buraya bu kadar insanın neden
toplandığını hatırlamanızı istiyorum.
Prensiplerimiz için savaşıyoruz ve ilk sorumluluğumuz bu prensiplerle
yaşamaktır. Hiç kimse, etnik geçmişi ya da dinî inancı dolayısıyla haksız bir
muameleye maruz kalmamalı, kötü söz işitmemeli.
Katkılarınızla bu trajedinin kurbanlarına destek olmaya devam etmenizi
istiyorum. Bağışta bulunmak isteyenler, New York, Pennsylvania ve
Virginia’da doğrudan yardım sağlayan grupların isimlerini bulmak için,
merkezî bilgi kaynağına, libertyunites.org adresine gidebilir.
Bu araştırma üzerinde çalışan binlerce FBI ajanı, işbirliğinize ihtiyaç
duyabilir. Daha sıkı güvenliğin yanı sıra kaynaklanabilecek gecikmeler ve
aksaklıklar için ve aynı zamanda uzun sürecek bir savaş olacak bu süreçte
sabrınızı rica ediyorum.
Amerikan ekonomisine katılımınızın ve güveninizin sürmesini istiyorum.
Teröristler, Amerikan zenginliğinin sembolüne saldırdılar; özüne
dokunamadılar.
Amerika, halkımızın çalışkanlığı, yaratıcılığı ve girişimciliğinden dolayı
başarılıdır. Bunlar, 11 Eylül’den önce ekonomimizin gerçek güçleriydi,
bugün de öyle.
Ve son olarak, lütfen terör kurbanları için, aileleri için, üniforma altında
olanlar için ve büyük ülkemiz için dua etmeye devam edin. Dua,
üzüntümüzü yatıştırıyor ve bizi önümüzdeki yolculuk için güçlendirecektir
de.
Bu gece siz Amerikalı vatandaşlarıma şu ana kadar yaptıklarınız ve
yapacaklarınız için teşekkür ediyorum.
Ve Kongre’nin sayın bay ve bayanları, size de temsiliniz, yaptıklarınız ve
birlikte yapacaklarımız için teşekkür ediyorum.
Bu gece yeni ulusal zorluklarla karşı karşıyayız.
Hava güvenliğini geliştirmek, iç hat uçuşlarındaki air-marshall’ların
sayısını fazlasıyla arttırmak ve uçak kaçırmaları engellemek için bir araya
geleceğiz.
İstikrarı desteklemek ve bu olağanüstü dönem boyunca hava yollarımızın
doğrudan yardımla uçuşlarını devam ettirmesi için bir araya geleceğiz.
Kanun uygulayıcılara, burada, evimizdeki teröristleri takip etmek için
ihtiyaç duydukları ilave ekipmanı vermek için bir araya geleceğiz.
Teröristlerin planlarını, harekete geçmeden önce bilmek, onları
saldırmadan önce bulmak için istihbarat yeteneklerimizi güçlendirme
amacıyla bir araya geleceğiz.
Amerikan ekonomisini güçlendirecek ve insanlarımızı tekrar işlerinin
başında döndürecek adımları atmak için bir araya geleceğiz.
Bu gece, tüm New Yorkluların olağanüstü ruhunu yansıtan iki olağanüstü
lideri, Vali George Pataki ve Belediye Başkanı Rudolf Giuliani’yi ağırlıyoruz.
Yönetimim, Amerikan kararlılığının bir sembolü olarak, tüm dünyaya New
York’u yeniden inşa edebileceğimizi göstermek için Kongre ve bu iki liderle
birlikte çalışacak.
Tüm bu olan bitenden, kaybedilen canlardan ve onlarla birlikte ölen tüm
imkânlar ve ümitlerden sonra, Amerika’nın geleceğinin korku dolu olup
olmayacağını merak etmek doğaldır.
Bazıları terör çağından bahsediyor. Önümüzde savaşlar ve
yüzleşeceğimiz tehlikeler olduğunu biliyorum. Ama bu ülke, zamanımızı
tanımlayacak, onun tarafından tanımlanmayacak.
Amerika Birleşik Devletleri, kararlı ve güçlü olduğu sürece, bu bir terör
çağı olmayacak. Burada ve tüm dünyada bir özgürlük çağı olacak.
Büyük zarar gördük. Büyük kayıplarımız oldu. Ve bu acımızın ve öfkemizin
içinde, misyonumuzu ve önemimizi bulduk.
Özgürlük ve korku savaş halinde. İnsan özgürlüğünün ilerleyişi,
zamanımızın başarılı olması ve tüm zamanların en yüksek umudu, şimdi
bizlere bağlı.
Ulusumuz, bu nesil, halkımızın ve geleceğimizin üzerinden şiddetin kara
tehdidini kaldıracak. Cesaretimizle, gayretlerimizle, dünyayı bu amaç için
bir araya getireceğiz. Yorulmayacağız, pes etmeyeceğiz, başarısız
olmayacağız.
Önümüzdeki aylar ve yıllar içinde hayatın normale dönmesini ümit
ediyorum. Yaşantılarımıza, rutin hayatlarımıza döneceğiz. İyi olan da bu.
Yas bile zamanla ve gururla azalır.
Ama kararlılığımız sona ermemeli. Her birimiz o gün neye ve kime ne
olduğunu hatırlayacağız. Haberler geldiğinde nerede olduğumuzu ve ne
yapmakta olduğumuzu hatırlayacağız.
Bazılarımız bir yangın görüntüsünü, bir hikâyeyi ya da kurtarma
faaliyetini hatırlayacak. Bazılarımız bir yüzün ya da sonsuza gitmiş bir sesin
hatırasını taşıyacak.
Ve ben de şunu taşıyacağım: Başkalarını kurtarmaya çalışırken Dünya
Ticaret Merkezi’nde hayatını kaybeden polis şefi George Howard’ın
armasını.
Oğlunun gururlu bir hatırası olarak annesi Arlene tarafından bana verildi.
Bu, bana, sona eren hayatları ama sona ermeyen bir misyonu hatırlatacak.
Ülkemize açılan yarayı ve bundan etkilenenleri asla unutmayacağım. Geri
adım atmayacağım, dinlenmeyeceğim ve Amerikan halkının güvenliği ve
özgürlüğü için verilen bu mücadeleyi omuzlamaktan yılmayacağım.
Bu çatışmanın seyri bilinmiyor, buna rağmen, sonucu kesin. Özgürlük ve
korku ile adalet ve zalimlik daima savaş içerisinde oldular. Ve biliyoruz ki,
Tanrı, bunlar arasında tarafsız değildir.
Vatandaşlarım! Şiddeti; sabırlı bir adalet, davamızın haklılığından
duyduğumuz eminlik ve kazanılacak zaferlerin güveni ile karşılayacağız.
Önümüzdeki tüm yaşanacaklarda, Tanrı bize bilgelik versin ve Amerika
Birleşik Devletleri’ni korusun.
Teşekkür ederim.”
20 Eylül 2001
Tarihi Değiştiren Konuşmalar-Ali Çimen (George W. BUSH)