Günlükcan...
Ben geldim...
Nereden başlasam, tam kestiremiyorum.
Bir devir kapandı mı? Ne dersin...
Kafamda dehşet sorular var...
Bu karar çıkmadan önce de vardı, şimdi yerini daha farklı sorulara bıraktı...
Ama sorular dışında başka şeylerde insanın kafasında yer ediniyor.
Bedenim mi, yoksa ruhum mu yorgun düştü yada tam tersi rahatladı tam emin değilim bunlardan; nasıl uyumuşum bilmiyorum. Uyuduğumun bile farkında değilim. Ses duymasam uyanacağım da yoktu belki.
Tabi uyuyup, uyanınca hiçbir şey yerini cevaplara bırakmıyor.
İyi, kötü çok alışmışım.
Kim alışmaz ki, onca sene...
İlk günleri mi hatırlayınca, bir de son senelerime baktığımda, edindiğim tecrübelerle birlikte, üzüntülerim de doğru orantılı artmış hep. O saf, salt mutluluk ve enerji ilk zamanların büyüsüymüş sadece.
Filmlerde hani ölümden dönenler der ya, "hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti" diye.
Benimde son 5 senem gözlerimin önünde, tüm çıplaklığıyla.
Kimler geldi, kimler geçti...
Neler gördü bu gözler.
Bir devir kapanıyor, iyi mi kötü mü kestiremiyorum. Bir kaç ay önce yaşadığım o talihsiz sorun aslında kafamda tüm gemileri yakmıştı.
Ama şimdi içimi sıkan bu şey ne bilmiyorum...
Sanırım edindiğim tecrübeler, bana fazla geliyor.
İlk polyanna gibi açıyorsunuz gözlerinizi, heidi gibi oradan oraya bitmeyen bir enerjiyle koşturmalar. Zamanla artan sorumluluklar... Sonra yerini kimseye güvenme, kimseye derdini anlatma gibi kendini telkinler.
İnsanın için de zaman zaman yara olan insanlar olur.
Güveninizi kazanırlar, değer verirsiniz çok.
Benim ablam yoktu ama öz ablam kadar beni sevdiğini sandığım, benim de sevdiğim, benim için özel biriydi. Neşesi bambaşkaydı.
İlk yıkım onunla başladı.
Menfaati yüzünden okunan, belli eden insanlar vardır. Onlarla zaten hep bir mesafe olur aranızda.
Ben onun da öyle olduğunu, düşünemedim.
İnsan böyle şeyleri filmlerde oluyor sanıyor, eğer kabul etseydim, ben ben olur muydum? Vicdanımı, kişiliğimi satmış olurdum.
En kötüsü de yine o kadar iyi niyetliyim ki, işittiklerime rağmen, belki tekrar arayıp o günden sonra beni merak eder sanmamdı.
Ben arayamazdım... Aramadım da. Bir daha hiç haber de alamadım. Her şeye rağmen umarım iyidir...
Sonra bir de kardeş edindim sanmam var tabi.
Oda büyük hayal kırıklığı oldu...
Haber vermeden, bir telefon uzaktayken, bırakılan bir notla edilen veda.
Herkes değirmenini döndürene kadar tanıyor seni...
Sonrası yabancılık.
Tabi bu zaman zarfında, çıkarcılar, yalancılar, iki yüzlüler, düzenbazlar, entrikacılar... Neler neler gördü bu gözler. Hiçbirini midem almadı.
Tecrübe dedikleri bu şeyleri ben hiç sevemedim.
Hep bir kaç beden büyük geldi üzerime.
İnsanca yaşamak varken, neden böyle oluyor? diye çok sordum kendime. Cevabını bulamadım. Herkesin içi bir değil ki?
Ben kendi içimi biliyorum bir tek... Kendi içim gibi sanmak istiyorum, öyle de sandım hep.
Bazen sindiremedim, bazen kızdım, bazen içimde ki kırgınlık içimi kemirdi durdu, bazen sustum ve susmanın ferahlığına sığındım. Yeri geldi hakkımı aradım, susmadım. Hayatla kavga ettim, savaştım, yeri geldi çok düştüm ama yenilmedim. Bu bile kalbim için büyük bir zafer...
Bu kokuşmuş düzenin bir parçası olmamaktan daha büyük vicdanı rahatlatan bir iç huzur olabilir mi? Kolay örmedim ben içimde ki bu huzurun taşlarını... Yalnız kalsam da, kendime ihanet etmedim.
İhanet dedim de, insanlar hep birilerini kandırdığını zannediyor. İhanet ediyor, yalanlar söylüyor. Aslında ihaneti kendi kalplerine yapıyorlar, kötülüğü kendi kalplerine yapıyorlar. Farkında değiller.
Eee şimdi? Ne kaldı? Elimde ne var, ne kazandım...
Her şeyden çok, insan kazanabilmiş olmayı çok isterdim. En çok da bunu düşünüyorum, hâlâ... Ben mi kaybettim, onlar mı? Muamma...
İçim de hala camdan bir kalp varmış. Defalarca kırılsa da, tekrar parçalarını toplayıp, yeniden atsa da... Hatıralar bile yetiyor incitmeye...
Onca şey sanki şimdi yaşanmış gibi hissediyorum. Her şey son bulduğu için mi?
Alışmışlığın verdiği bir his mi yoksa?
Bilmiyorum... Bundan sonra ne olacak bilmiyorum...
Aslında hayat uzun bir yol, yürüdüğümüz...
Karşılaştığımız, yaşadığımız her şey, yürüdüğümüz yol da; karşımıza çıkan duraklar, takıldığımız taşlar...
Ama bu kadar tecrübenin yanında, edindiğimiz farkındalıklar da var tabi...
İnsanın hayatta dik durma çabası, her şeye rağmen eğilmemesi...
Kişiliğini satmamak, insanın kendine en büyük hediyesi.
Sanırım ruhumun bu denli daralmasının sebebi de bu. "Vurdumduymaz" kelimesi benim özüme hiçbir zaman sirayet edebilecek bir kelime olmadı.
Ne olursa olsun, kim ne yaşatırsa yaşatsın vurdumduymaz olamıyorum.
Belki de bundan sonrası ferahlık...
Bekleyip göreceğiz.
Kendimi saatlerdir "İçini Ferah" tut diye telkin ediyorum. Dünyanın sonu değil ya?
Çok şükür diyorum...
Her şeye rağmen kendim olabildiğim, kendim kalabildiğim için, kendime borcum olmadığı için, başkalarının acısı olmadığım için çok şükür diyorum.
Bu ferahlık da, bu bilinmezliğin yanında yüreğime su serpiyor....
Sevgiyle Kal Günlüğüm...
Efendim, bir şey mi dedin günlükcüm?
Onu mu diyorsun, O hep yanımda... İyi ki var...
Edindiğim tecrübeler, tecrübelerle büyümemin hükmü onun yanında geçersiz.
Kalbim hep o en saf haliyle, çocuksu ruhuyla...
Edindiğim tecrübelerin canı cehenneme diyorum, Onun verdiği huzur bambaşka...
Kalbimde ki tek huzur O. Hiçbir şey iyi gelmiyor Ondan başka...
Tam ruhum öldü dediğim anda, Onunla yeniden hayat buldum ben.
Daha ne anlatayım ki, sen anla işte Günlükcüm.
Çok Seviyorum!
Yüreğinizi güzelleştirin. Çünkü bir ömür sizinle...
To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.