Biz insanlar hep dünya bizim etrafımızda dönüyor zannederiz. Dünyada tek acı çeken, tek mutlu olan şaşıran biz varmış gibi düşünürüz.
Oysa biz acı çekerken, başka şehirlerde, ülkelerde başkaları çok mutluymuş gibi?
Yada biz mutluyken, sadece biz mutluymuşuz gibi...
Dünya kendi kendine dönüyor işte. Her gün dönerek görevini yerine getiriyor. Varoluşunun gereğini yapıyor.
Bizim varoluşumuzda da, acı çekmek, mutlu olmak, gülmek, endişelenmek, sevmek gibi bir sürü duygu var.
Bunları niye mi anlatıyorum?
Bundan seneler önce, bugün hayatımın en soğukkanlı kararını verdiğim bir gündü.
Bir kaç gün önce yeni ameliyattan çıkmış birine, kim ölüm haberi verir?
Ne telefonlar susuyordu, ne akıl verenler bitiyordu. Herkesin tek söylediği, bilmesin.
Doktorlar bile riskli diyordu şu an öğrenmesi. Riskli de kardeşim, bunu eninde sonunda öğrenecek?
Yüzümüzden düşen bin parça, telefonlar susmuyor bir yandan, anlamayacak mı? Çocuk mu kandırıyoruz?
Sonra hastaneden çıkınca öğrenmeyecek mi? O zaman kim tutacak onu?
Aklıma olabilecek en kötü senaryolar gelmişti çoktan. Evde öğrendiğinde, sinir krizi geçirip dikişlerin patlama ihtimalinden, kanama geçirme ihtimaline kadar bir sürü düşünce sarmıştı beynimi.
En doğrusu bana göre söylemekti. Ben bile acımı yaşayamadım, ağlamamak zorundaydım.
Annemi ikna edip söyledim, çünkü kimse bizim kadar iyi tanıyamazdı. Yaşanacakları bilemezdi.
Onlar cenazeyi gömecekler, sonra? Gelip bizim başımızı mı bekleyeceklerdi?
Söyledim, bugün olsa yine söylerdim. İnsan karşısındakini eğer tanıyorsa, kararlarını da öyle vermeli.
Aldığım belki de en riskli kararlardan biriydi başkaları için. Hatta yemediğim fırça kalmamıştı. Herkes arayıp fırça atıyordu niye söyledim diye.
Kimsenin korktuğu gibi olmamıştı, tam benim düşündüğüm gibi ilerlemişti süreç.
Hala daha, o günün karmaşası, üzüntüsü, telaşı, stresi, yaşadığım soğukkanlılık, üzüntünü içine hapsetmek, gibi bir sürü duygu hep aklımda.
Dedim ya, herkes dünya kendi etrafında dönüyor zannediyor. Söylemememi isteyenler, yarın öbür gün olabilecek olası bir komplikasyona engel olabilecekler miydi? Yanımızda olacaklar mıydı? Hiç sanmıyorum...
Kendi geleceğini, başkalarının kararlarına bırakmamak gerekiyor. Bırakırsan olacakları kabul edip, olanlar karşısında kimseyi suçlayamayacağını da idrak etmen gerekiyor.
Çünkü hayatım boyunca hep şu mantıkla ilerledim, başkasının aklıyla ciddi kararlar alıp, sonra bir şey olduğunda suçlayabilir misin? Suçladığın da sormazlar mı? Senin aklın yok muydu? Yapmasaydın demezler mi?
Her konu da bu böyledir.
İnsan bazen düşünme yetisini olağanüstü durumlarda kaybediyor. Metanetli olabilirsen, soğukkanlı davranabilirsen, her şeyin üstesinden geliyorsun.
O gün bir kez daha anladım her şeye rağmen nasıl güçlü kalabildiğimi; duygusal da olsam, mantığım ve hislerimin ortak sonucuyla aldığım kararlar neticesinde, nasıl öngörülü olabildiğimi...
O değil de, o günden bu yana ne çok sene geçmiş be günlük... Dile kolay...
Ama tabi bulunduğumuz hayatın içinde; yaşadığımız telaşlar, üzüntüler, bir tek günle sınırlı olmaz hiçbir zaman... O günden önce, o günden sonra bugüne kadar yaşadığım her şey... Benim bu hayatta ki varoluşum, kimliğim, hayatın bende bıraktığı iyi kötü izler, tecrübeler... Anılar...
Hep hayatı suçlarız, oysa hayatın bir suçu yok... Yaşadığımız her şey kendi kararlarımız veya başkalarının aklıyla aldığımız kararların sonucudur. Hayatı suçlamak, gerçeklerden kaçmanın bir yolu...
Oysa yaşadığımız hayata bizi biz yaptığı için teşekkür etmeliyiz...
Teşekkürler hayat!
Oysa biz acı çekerken, başka şehirlerde, ülkelerde başkaları çok mutluymuş gibi?
Yada biz mutluyken, sadece biz mutluymuşuz gibi...
Dünya kendi kendine dönüyor işte. Her gün dönerek görevini yerine getiriyor. Varoluşunun gereğini yapıyor.
Bizim varoluşumuzda da, acı çekmek, mutlu olmak, gülmek, endişelenmek, sevmek gibi bir sürü duygu var.
Bunları niye mi anlatıyorum?
Bundan seneler önce, bugün hayatımın en soğukkanlı kararını verdiğim bir gündü.
Bir kaç gün önce yeni ameliyattan çıkmış birine, kim ölüm haberi verir?
Ne telefonlar susuyordu, ne akıl verenler bitiyordu. Herkesin tek söylediği, bilmesin.
Doktorlar bile riskli diyordu şu an öğrenmesi. Riskli de kardeşim, bunu eninde sonunda öğrenecek?
Yüzümüzden düşen bin parça, telefonlar susmuyor bir yandan, anlamayacak mı? Çocuk mu kandırıyoruz?
Sonra hastaneden çıkınca öğrenmeyecek mi? O zaman kim tutacak onu?
Aklıma olabilecek en kötü senaryolar gelmişti çoktan. Evde öğrendiğinde, sinir krizi geçirip dikişlerin patlama ihtimalinden, kanama geçirme ihtimaline kadar bir sürü düşünce sarmıştı beynimi.
En doğrusu bana göre söylemekti. Ben bile acımı yaşayamadım, ağlamamak zorundaydım.
Annemi ikna edip söyledim, çünkü kimse bizim kadar iyi tanıyamazdı. Yaşanacakları bilemezdi.
Onlar cenazeyi gömecekler, sonra? Gelip bizim başımızı mı bekleyeceklerdi?
Söyledim, bugün olsa yine söylerdim. İnsan karşısındakini eğer tanıyorsa, kararlarını da öyle vermeli.
Aldığım belki de en riskli kararlardan biriydi başkaları için. Hatta yemediğim fırça kalmamıştı. Herkes arayıp fırça atıyordu niye söyledim diye.
Kimsenin korktuğu gibi olmamıştı, tam benim düşündüğüm gibi ilerlemişti süreç.
Hala daha, o günün karmaşası, üzüntüsü, telaşı, stresi, yaşadığım soğukkanlılık, üzüntünü içine hapsetmek, gibi bir sürü duygu hep aklımda.
Dedim ya, herkes dünya kendi etrafında dönüyor zannediyor. Söylemememi isteyenler, yarın öbür gün olabilecek olası bir komplikasyona engel olabilecekler miydi? Yanımızda olacaklar mıydı? Hiç sanmıyorum...
Kendi geleceğini, başkalarının kararlarına bırakmamak gerekiyor. Bırakırsan olacakları kabul edip, olanlar karşısında kimseyi suçlayamayacağını da idrak etmen gerekiyor.
Çünkü hayatım boyunca hep şu mantıkla ilerledim, başkasının aklıyla ciddi kararlar alıp, sonra bir şey olduğunda suçlayabilir misin? Suçladığın da sormazlar mı? Senin aklın yok muydu? Yapmasaydın demezler mi?
Her konu da bu böyledir.
İnsan bazen düşünme yetisini olağanüstü durumlarda kaybediyor. Metanetli olabilirsen, soğukkanlı davranabilirsen, her şeyin üstesinden geliyorsun.
O gün bir kez daha anladım her şeye rağmen nasıl güçlü kalabildiğimi; duygusal da olsam, mantığım ve hislerimin ortak sonucuyla aldığım kararlar neticesinde, nasıl öngörülü olabildiğimi...
O değil de, o günden bu yana ne çok sene geçmiş be günlük... Dile kolay...
Ama tabi bulunduğumuz hayatın içinde; yaşadığımız telaşlar, üzüntüler, bir tek günle sınırlı olmaz hiçbir zaman... O günden önce, o günden sonra bugüne kadar yaşadığım her şey... Benim bu hayatta ki varoluşum, kimliğim, hayatın bende bıraktığı iyi kötü izler, tecrübeler... Anılar...
Hep hayatı suçlarız, oysa hayatın bir suçu yok... Yaşadığımız her şey kendi kararlarımız veya başkalarının aklıyla aldığımız kararların sonucudur. Hayatı suçlamak, gerçeklerden kaçmanın bir yolu...
Oysa yaşadığımız hayata bizi biz yaptığı için teşekkür etmeliyiz...
Teşekkürler hayat!

316Beğeni(ler)













Normal