![]() |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Gözlerinin nehrine dalınca, bir (b)aşka akıyorum, Gönlümün sönmüş kandillerini sadece sana yakıyorum. Kayısı ağaçlarının gölgesinde dinlenirken Kendimi rüzgarına bırakıyorum. Kömürhan köprüsünden sana geçerken, Özlemlerimi Fırat’a atıyorum. Sultan Suyundan sana koşuyor, Beydağından sana düşüyorum. Bakışlarım sana uyuşuyor, İliklerime kadar sana üşüyorum. Ah… Yüzün bir firuzende… Ölü ha(ya)llerimi ikliminle yaşatıyorum. Seni güneş gibi bağrıma basarken, Donmuş bakışlarımı sıcaklığına katıyorum. Gözbebeklerinde nefesinle savrulan saçlarımı tararken, Akıp giden zamana kaşlarımı çatıyorum. Odamın loş aydınlığında, buğday kokan türküler dinlerken, Yine senli rüyalara yatıyorum. Kadim Dolunay |
Cevap: *Mavimsi Madam*
A ş k’ diyerek gösteriliyor meleği ömrümün…
‘A n n e’ diyerek süslüyorum Baharını gönlümün. A n n e … Ömrümün hümalı karanlığında Başıma dokunan nazenin bir el… Daha değmeden gözleri yüzüme, Kalbine merhamet düşürülmüş. Gül içine gül, can içine can, Ömür içine ömür iliştirilmiş. Bir canın ağırlığıyla ezilirken kâinat, Nicelerine birden Anne Kalesi örülmüş.. En gönüllüsü, zahmetin. Tecelli ettiği şefkat aynası, rahmetin… ‘D ü ş’ diyerek başlıyorum hayatın yalanına… ‘A n n e’ diyerek çiziyorum bir gerçeği Yaşamın göz kırpan her anına. A n n e … Kalbim, kalbinde ritim buluyor; Yüreğin, yüreğim oluyor koruyor beni. Süzülüyor nefesin ses tellerime, Uyandırıp hülyalardan, dolaştırıyor damarlarında. Pür naz oluyor, saçlarına dolanıyorum… Sonra, dalgalı kirpiklerine takılıyor, gözlerine düşüyorum. Dokunuyorum gözbebeklerine, renginde yüzüyorum. Kapatma gözlerini anne! Esir kalıyorum düşlerinde. Hayat, gamzem oluyor gülüşlerinde. ‘C a n’ diyerek basılıyorum can ikliminin baharına… ‘A n n e’ diyerek giriyorum Koşulsuz sevgiler diyarına .A n n e … Hayatı yüklenmiş gidiyorsun; Ayaklarında Cennet sessizliği… Bir sancının arkasında yürür ahsen rahatlık. Acı, sevinci hecelerken Müjdeler taşır sesim yüreğine, dalgalanarak. Selam verir gözlerim gözlerine, ağlayarak. Şefkat minberinde ezanı okunur adımın, Süpürür dudakların çaresizliğimi, sarmalayarak. Ve nimetin en helal payesine şahit olur melekler; Ezelden bilirim bu tadı, Ezelden tanırım bu kokuyu… ‘Y â r’ diyerek ağlıyorum uykusuzluğun içinde… ‘A n n e’ diyerek bitiyor her masal, Rüyanın en demli yerinde. A n n e … Karanlık gecelerin buğulu sessizliğinde Güven veren varlığına sığınıp, benliğimi kalbine asıyorum. Sesin, ebahir gibi dokunuyor yüreğimin titreyen tüyüne… Bengisu olup içime akıyorsun terennüm ederek… Rehnüma oluyorsun rüyalarıma. Avucunda yüzüyorum hayat denen ummanda, Üzerime açılan şefkat kanatlarınla emekliyorum… Sonra yürüyorum ellerim, reyya sıcaklığında. Ben düştükçe sızım değiyor ciğerine, Ağladıkça, inleyişim doluyor gözlerinin nehrine. Dua dua öpüyorsun beni anne… Dilinde güzelleşiyor adım. ‘A h’ diyerek düşüyorum birden… ‘A n n e’ diyerek tutunuyorum Hayatın eteklerine yeniden. A n n e … İçimdeki çocuk hâlâ uykularda ‘Anne’ diyerek sayıklamakta… Ve emeklemekte hâlâ şefkatin kucağına. Gurbetler dökülüyor içimize, Anne diyarının penceresinden düşünce gölgelerimiz… Donuyor ellerimiz, uzandıkça beşikten hayallere. Her tebessümün berisinde taştan duvarlar örülü, Yüreğe değmeden yere düşüyor bütün sözler. Menfaat kokuyor her nefes, Koşul sunuyor önümüze sevgiler! Masumluğumu gözlerinde unuttum anne..! Mahkûm duruyorum şimdi şerhan gözlerde. ‘G ü l’ diyerek kokluyorum toprağın nefesini… ‘A n n e’ diyerek büyütüyorum avuçlarımda Bir bayramın arefesini. A n n e … Bir veda rengi var gözlerinde… Sözlerin uzaklardan geliyor. Kuş mu kondu kirpiklerine anne? Gözlerin yükseklere bakıyor. Üşüyor avuçların; Melekler mi tutuyor? Kapatma gözlerini anne! Esir kalıyorum düşlerinde. Anne… Hayatı yüklenmiş gidiyorsun Ayaklarında Cennet sessizliği… A n n e . . . ‘Y a n’ diyerek atılıyorum ateşine renginin; ‘A n n e’ diyerek çözüyorum Muammasını sevginin.. Kadim Dolunay |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Evet, yine ben… Satırlara yüreğinle dokunabilsen, İçimde kopmayı bekleyen ne kıyametler var bir bilsen… O gün doğmaz, gün batmaz sevdalar diyarına girebilsen, Sen susarsın lal olursun, ellerinde titreyen kalem konuşur… Güneş gibi ol sevgi saç karanlıklara, inan ki değer Sevmek, kendi ruhunu huzurla okşamakmış meğer Kalbinin pasını silip, gönül gözüyle bakarsan eğer, O zaman anlamsız duran dağlar bile konuşur… Acılar ve dertler, neşe ve sevinçler ilham olur aşığa Yazar dururum, bu satırlar ulaşır mı bilmem maşuğa? Arkana bakmadan yürü, karanlıklarda göz kırpan ışığa Dinleyeceksin gecenin sessizliğini, duyacaksın yıldızlar da konuşur… Gerek kutuplardayım gerek çöllerde, gariptir gönül alemim Susturamam, kalbime tutunur seni yazar soluk kalemim Dertliyim, hüzünlüyüm ama kim dedi ki bitmez elemim? Dikenler arasından sıyrılıp açan gül gibi, derman konuşur… Buhar olup, duman olup hitama erişince beklentiler, Yine de asla bitmez içimdeki Kadim Sevgiler Unutma! Sevdayla beslenir şarkılar, ezgiler Söyleyemesen de, uzaktan uzağa gözler konuşur… Kalbimin en kurak bölgesine uğramaz mı bulutlar? Sabırlı ol, hayat sürdüğü sürece bitmez umutlar Dünya dile gelir bir gün, o vuslat gününü kutlar Kadim sus artık! Senden daha iyi şair konuşur… Kadim DOLUNAY |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Yüzündeki nur, al güllere dönüşür birden Yüreğin can ikliminden, sözlerin nehirden Hangi yıldız unuttu sende göz kırpışını? Gülüşün aşk denizinden, gözlerin şiirden Güzelliğin, tüm renkleri söker bir resimden İsmin, yankılar savurarak uçar sesimden Hangi çiçeğin özünü çektin ki içine? Rayihan gül mevsiminden, nefesin nesîmden Aşk uyanınca, düşer gönül vehmine hardan Leyle gizlenir aşık, gam çekerek nehardan Hangi kandil öptü ki nazenin yüreğini? Ellerin can pınarından, yüzün nevbahardan Şiirler döktüm avucuna; yıkandın baştan Şairâne gözlerle geceyi söktün arştan Hangi sabahın duasında okundu adın? Suretin inci nakışından, siretin aşktan Sen aşkta muammayı oku, çekip kuyudan Ben, gözlerini hatmedeyim, alıp uykudan Hangi şulenin parmakları değdi saçına? Mahlasın çöl kumundan, adımların ahudan İftarsız geldim sana, aşk içtiğim sahurdan Yanakların kar efruzundan, sesin huzurdan Hangi gecenin şafağından kalma gözlerin? Kaşların ay billurundan, kirpiklerin nurdan. Kadim Dolunay |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Ben sana İstanbul dedim…
İstanbul kadar gizemli, İstanbul kadar duygu yüklüsün. Hangi işaret gösterebilir ki İstanbul’un çehresindeki seni… Hangi göz görebilir ki böyle ahseni… Lügatsiz bırakıyorsun beni, söylenesi bunca söz içinde. Gözlerinin kuyusunda lehçe lehçe dökülüyorum Aşk alfabesinin telaffuzu mümkün olmayan harflerine. Ebkem halimi hoş gör yâr; Çünkü lisanısın bakışlarımın. Ben sana İstanbul dedim… İstanbul kadar büyülü bakıyor gözlerinin tarifsiz tarihi. Rüzgâra yükleyip kısık sesimi, Kız kulesinden atıyorum söyleyemediğim bütün cümleleri… Yüreğine ulaşamadan Marmara’ya düşüyor, Halka halka yürüyor, büyüyor içimden dışa! Dalgalar omuzluyor yol bilmez ruhumu, Vuruyor Sultan Ahmet’in taşlarına. Bakma bu şaşılığıma yâr; Çünkü efsunusun gözlerimin. Ben sana İstanbul dedim… İstanbul kadar kalabalık yalnızlıklarda boğuyorsun beni. Yurdum oluyor gözlerinin hazangâhı, Bir lahza daha şair oluyorum her hicran geçidinde. Buğulu bir aydınlık düşüyor yollara; Gözlerimin kahvesinden siliniyor ayak izlerin. Hüzün çiçeklerine adını sayıklıyorum; Yorgun, mutsuz, uykusuz. Eyüp Sultan’dan sesleniyorum sana… Firari gönlümü yorma yâr; Çünkü sürûrusun ömrümün. Ben sana İstanbul dedim… İstanbul kadar derinlere süzüyor beni fırtınalı duruşun. Bir yanın hüzünlü, bir yanın ferahnâk… Bir yanın bi’ab, bir yanın ferahna… Süleymaniye’de birikiyor şiirlere adın. Yıkılıyor üzerime rüyaları aralayan sütunlar… Sinan’ın ayak sesleriyle uyanıyorum. Ve dua çiçekleri bırakıyorum parmak uçlarıma… Kendimi izliyorum toprakların suretinde, Ve takılıyor hüznüm Kanuni’nin boş avuçlarına. Bir muammayım, cevap sorma yâr; Çünkü sükûtusun yüreğimin… Kadim Dolunay |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Aziz yârim, ah bilirmisin bu bendeki nedir?
Ukde düştü dilime, tüm cevaplar sinededir Elimden tuttu kalem, seni yazar kaç senedir Yarin hayaliyle uyutur, uyandırır bir Aşk! Billur gözlerinden yüreğime yürüyen bir iz var Baharı getirir nefesi, durmaz eser Aziz Yâr! Zülfün ki, gözlerime güneşi örten bir perde… Mavi bakışlarına yanıp derman bulsam derde Nurlu düşlerle sana uçsam aşk dolu devirde En katı yürekleri lava boyandırır bir Aşk! İrfan denizini sevdaya bürüyen bir iz var Aşk’ın sandalını en diplere çeker Aziz Yâr! İpek sözlerin, ruhumun telinde olur beste Manayı senden alır aşk, huzur sana vabeste Dilara çehren nur denizi, yüreğin güldeste Remz verir vuslat kuşlarına, ve yandırır bir Aşk! Rakkas kalemimin ucunda çürüyen bir iz var Hayal olur, düş olur, gönlümde gezer Aziz Yâr! Zarf-ı zaman silinir seninle; kokunu taşır güller Asılır tüm kelimeler; konuşur noktalar, virgüller Evimiz dualardı, gelir hayaldeki o ‘bir gün’ler İsmine, hece hece her cümleyi bandırır bir Aşk! Lerzan gözlerinin içinde üşüyen bir iz var Çeşm-i dil ile can buzlarını çözer Aziz Yâr! Yıllarca gönlümün okuyacağı aziz kelamsın Nur-i ayn’ım, ezelden kalbime verilmiş selamsın Rayihana savruldum yankılardayım, sen sedâmsın Nakış nakış dizilir, sanma ki usandırır bir Aşk! Alnımın yazısına harf harf çizilen bir iz var Edep dokur, fasıldan fasıla seker Aziz Yâr! Ateşten sevda düşer sineye, kalp kalbe vurur Işıksız dünyama huzursun, fersiz yüzüme nur… İsimsiz şiire nâm olursun, gönlüme sürur… Dile, en mutahhir sözleri dolandırır bir Aşk! Lalezâr ömrünün özünde büyüyen bir iz var Sevda tohumunu, yüreğime eker Aziz Yâr! Risalem, bir güvercin kanadının ardında bekler Nur denizi dolar alnına, öper seni melekler Naçizane kelimelerim yürüyemez, emekler En çirkini de ahsen gösterip kandırır bir Aşk! Esmana bürünüp zihnime süzülen bir iz var İncilerle aşk’ın harflerini çizer Aziz Yâr! Kadim Dolunay |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Evet, yine ben… Satırlara yüreğinle dokunabilsen, İçimde kopmayı bekleyen ne kıyametler var bir bilsen… O gün doğmaz, gün batmaz sevdalar diyarına girebilsen, Sen susarsın lal olursun, ellerinde titreyen kalem konuşur… Güneş gibi ol sevgi saç karanlıklara, inan ki değer Sevmek, kendi ruhunu huzurla okşamakmış meğer Kalbinin pasını silip, gönül gözüyle bakarsan eğer, O zaman anlamsız duran dağlar bile konuşur… Acılar ve dertler, neşe ve sevinçler ilham olur aşığa Yazar dururum, bu satırlar ulaşır mı bilmem maşuğa? Arkana bakmadan yürü, karanlıklarda göz kırpan ışığa Dinleyeceksin gecenin sessizliğini, duyacaksın yıldızlar da konuşur… Gerek kutuplardayım gerek çöllerde, gariptir gönül alemim Susturamam, kalbime tutunur seni yazar soluk kalemim Dertliyim, hüzünlüyüm ama kim dedi ki bitmez elemim? Dikenler arasından sıyrılıp açan gül gibi, derman konuşur… Buhar olup, duman olup hitama erişince beklentiler, Yine de asla bitmez içimdeki Kadim Sevgiler Unutma! Sevdayla beslenir şarkılar, ezgiler Söyleyemesen de, uzaktan uzağa gözler konuşur… Kalbimin en kurak bölgesine uğramaz mı bulutlar? Sabırlı ol, hayat sürdüğü sürece bitmez umutlar Dünya dile gelir bir gün, o vuslat gününü kutlar Kadim sus artık! Senden daha iyi şair konuşur… Kadim DOLUNAY |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Sen yoktun o zamanlar, çocukluğumda en çok yağmuru severdim ben.. ne zaman bi dert gelse bana, yağmur yağar, dinler, dokunur, ve topraktan kalkan o kokuyu koklardım.. ateşim sönerdi .. sonra büyüdüm.. gözlerini gördüm, yandım, yağmur yağdı, ve ilk kez sönmedim.. ben yağmurdan daha fazla bi seni sevebildim.. Hikmet Anıl ÖZTEKİN |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Seni düşünmek…
Misal bir çay demlemişim… Çöl havası bilmem de işte; ona benzer bir yazın, serin gecesindeyim. Ve sen pencere kenarında içtiğim, üç beş kuruşluk bir neşesin. Hani bir Hıdırellez akşamında Ahırkapı’nın ya da paşa semtinden bir delikanlının coşkusu kadar bile değil… Oysa ne vakit niyetlensem ben aşka, gönlümde ramazandın… Ben aşk orucumu seninle bozardım. Sen demek; Piyer Loti’nin, Eyüp Sultan’ın türbelerine adanmış dileklerin toplamı… Sen demek; padişahı gelse hatta tillahı…! Yine de sen demekti işte… Şimdi göğün yedi kat tepesinden çakılmış gibisin bir kaldırım taşına düşen bakışlarımda. Belki de olur diye söylüyorum aleme bir ibreti. Sevgim gönlünün pazarına düşeli beri, üstüme şimdi bu şehir yıkılsa seni düşünmekten iyi… Olcay MEŞE |
Cevap: *Mavimsi Madam*
En son ne zaman bir kadını sevdin?
Ama öyle öptün, sarıldın, uyudun falan değil; en son ne zaman bir kadını gerçekten sevdin? Kaybetmekten korkarak, yanındayken bile özleyerek, deli gibi kıskanarak, koruyup kollayarak… Delikanlı adam korkmaz diye bir şey yok. Korkacaksın! Sevdiğin kadını kaybetmekten korkacaksın, kıskanacaksın da. Sokakta elinden tutacaksın, tanıdığın herkesle onu tanıştıracaksın. ‘’İşte benim hayatım bu!’’ der gibi tanıştıracaksın. Güzel bir kadın sevmek istiyorsan onu gülümseteceksin. Çünkü dünyanın en güzel kadını mutlu bir kadındır, onu mutlu edeceksin. Bu yüzden kirpiklerini sev bir kadının. Avuç içlerini. Makyajsız yüzünü. Uyku sersemliğini. Saçlarını kesen bir kadının çektiği acıyı anlayabilecek kadar sev bir kadını. Ve asla bir kadının saçlarını kesmesine sebep olma. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:41. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.