Forum Düzeni
Üye Günlüğü
Üyelerimizin kişisel sayfaları olarak da kullanabilecekleri, günlük tutabilecekleri ve hoşuna giden resim, yazı, video paylaşımlarında bulunabilecekleri bölüm.
Kullanıcı Etiket Listesi

Like Tree97Beğeni(ler)

Seçenekler
Seçenekler
Stil
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute

Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı

05 Temmuz 2019
DC Sinematik Evreni Nerelerde Hata Yaptı da Marvel'ın Başarısına Yaklaşamadı?

2008'de başlayan Marvel Sinematik Evreninin (MCU) karşısına rakip olarak gelen DC Sinematik Evreni (DCEU), bir türlü gereken ivmeyi yakalayamadı. Son olarak Ben Affleck ve Henry Cavill'in rollerinden ayrıldıkları söylentisiyle bocalayan evrenin nerelerde yanlış yaptığını Sözlük yazarı "kryptonian" açıklamış.


Flash, Cyborg, Superman, Batman, Wonder Woman ve Aquaman.


dc sinema evreni, kötü filmlerden çok kötü stüdyo yönetimi yüzünden elimizden kayıp giden bir sinema evreni. okumayı siyah beyaz superman çizgi romanlarıyla söken bir dc fanı olarak evren başlarken warner bros'un bu kötü yönetimini göz önünde bulundursam da büyük umutlar içindeydim. ama bu kadar da kötü olacağını tahmin edemedim be.

man of steel ve batman v superman geniş çaplı beğeni almasa da hem benim çok sevdiğim filmlerdi hem de yeni bir sinema evreni için başarılı sayılacak gişe rakamlarına ulaşmıştı. yani burada warner bros kendi core kitlesini oluşturmuştu aslında, bu mcu'nun bile ilk filmlerinde yapamadığı bir şeydi. ama işte stüdyo aç gözlülüğü, mcu'nun pastasına göz diktiler, sandılar ki ellerindeki materyali onlar gibi yaparlarsa onlar gibi hasılat yapabilirler. ama be gerizekalılar, be kafası gidikler, marvel o hasılatları filmleri "mük kem mel" olduğu için mi yaptı? hayır adamlar büyük sabırla, ilmek ilmek çok sağlam bir dünya inşa etti.


beklenen hasılatları bulamasalar bile planlarını bozmadılar, stratejiyi değiştirmediler. ilk iki thor filmi kötü oldu diye üçüncüyü boş ver demediler, gittiler adam gibi üçüncüyü yaptılar. ilk captain america filmi çok tutmadı diye captain america çekmeyi bırakmadılar, ikinciyi çektiler ve en iyi mcu filmini yaptılar (captain america: winter soldier).


Captain America: Winter Soldier / Asansör sahnesi



peki sen ne yaptın warner bros?
man of steel ve bvs ile oluşturduğun kitleden tatmin olmadın, bu filmler geniş beğeni almadı ve hayvani hasılat yapmadı diye gelecek planlarını sıçıp attın. man of steel 2013'te çıktı, ikinci filmin daha 2020 sonrasında bile adı geçmiyor ki bu senin evreninin ana prestij karakteri.

sonra gittin guardians of the galaxy çok tuttu diye suicide squad yaptın, ama anti-kahraman kadro dışında guardians of the galaxy'nin tutmasını sağlayan hiçbir şeyi içine koymadın, üstüne bir de filme 300 tane joker sahnesi çekip sadece 2'sini yayınlayarak evreninin en popüler kötüsünü oynayacak aktörün moral motivasyonunun içine sıçtın.


hadi wonder woman'ı liberal medyanın kadın lead var iyi davranalım yumuşaklığı sayesinde yedirdin ama onun da captain america the first avenger'ın reboot'u olduğunun hepimiz farkındayız.

batman v superman bana göre çıkan en iyi üründü. ama onu da kestin biçtin, sıradan sinema izleyicisinin hikayeyi takip etmesini zorlaştıracak hale getirdin. haliyle karakterler fanı olmayanların gözünde iki boyutlu kaldı. ama, çok önemli bir ama, özellikle bvs ile sinema evrenine çok önemli bir kimlik verdin ve core kitleni kazandın. dc; daha yetişkin, oturaklı ve karanlık tonda filmlerin evrenidir diye benimsedik.


fakat işte bununla da tatmin olmadın. olup bunun üzerine adım adım evren kursan sen de yapacaktın belki avengers hasılatı. gittin flash'ı aquaman'i, cyborg'u millete benimsetmeden justice league çektin. haliyle bunlar da fanı olmayanlar için iki boyutlu kaldı filmde. ama en büyük hata bu değil, en büyük hata o oluşturduğun core kitleye kazık attın justice league'le. benim için o filmden sonra bitti dc sinema evreni. resmen çıktın "hayır ben dceu (dc extended universe) yapmayacağım yan sanayi marvel olacağım" diye marvel özentisi bir film çıkardın ortaya. zack snyder da joss whedon da bence bireysel olarak başarılı adamlar, ama siyahla beyaz kadar farklılar. sen zack snyder'ın vizyonuyla kendi çektiği filmi joss whedon'a kendi vizyonuyla tamamlatırsan böyle bir ucube çıkar ortaya işte. filme dair tek başarılı şey bıyık cgi'ına falan laf edilse de superman'di. ona rağmen hala bir man of steel 2'den bahis yok.


tüm bunlar boş ver, en büyük hata en başta dediğim gibi plan program kuramaman wb. 2-3 eleştirmen bu olmamış dedi diye "ha olmamış mı, o zaman yapmayak ya" moduna girdin. boşver ne dinliyorsun sen onları, fanları dinlesene. onlar veriyor bilet parasını, bu salak eleştirmenler kesin bilet parası bile vermiyor zaten. kötü mü olmuş dediler, benim filmim böyle hacı beğenmiyorsanız izlemeyin de. kalkıp "ha tamam o zaman marvel'dan yönetmen getirip onlar gibi yapayım" deme. kalkıp planladığın filmleri iptal etme.


hal böyle olunca ne oluyor?

hem izleyici kitleni kaybediyorsun hem de oyuncuların moralini bozuyorsun. düşünsenize daha ilk avengers filminden sonra rdj bırakıyor, chris evans gidici muhabbetlerinin çıkmaya başladığını. burada sürekli ben affleck bırakıyor, henry gidici, gal gadot az para mı almış haberleri dönüyor. gerçekten gitmeseler bile bu haberlerin varlığı bile yıpratıcı. adamların kendi yaptıkları işe bir sevgi bağı olmadığını gösteriyor resmen. ama zaten niye olsun?! henry cavill'e "gel senin üzerinden sinema evreni kuracağız" diyorsun ilk filmden sonra adamı harcıyorsun resmen, bvs'de repliği yok, jl'de cgi bıyık muhabbeti, ikinci film desen belki 30 yıl sonra yaparız kafası. ben affleck'i getiriyorsun adamın arkasında durmuyorsun. sonra batman üçlemesi çekeceğiz ama batman başka batman olacak, joker filmi yapacağız ama joker başka joker olacak diyorsun. yani ne filmlerini yönetebiliyorsun ne oyuncularını ne de kitleni.


"Ben Affleck Batman'i ve DC'yi bırakıyor mu?" tarzı haberler son günlerde oldukça çoğaldı.

"mcu ne yapıyorsa tersini yap" derken biz film içeriklerinden bahsediyorduk, sen bunu stüdyo yönetiminde yaptın. çünkü adamlar işlerini tutkuyla sevgiyle yapıyorlar, sen ne yapsam da 2 kuruş fazla cebe atsam diye bakıyorsun. sonuç olarak onlar milyar dolarları götürürken sen elin cebinde dolaşıyorsun.

neyse ne diyim, özetle allah belanı vermesin warner bros. bugün de mesaiyi yedim sayende.
Gece bunu beğendin

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
05 Temmuz 2019
Japon Havacıların Düpedüz İntihar Niteliğindeki Askeri Saldırı Metodu: Kamikaze
Kamikaze kısaca, II. Dünya Savaşı sırasında Japon İmparatorluğu'nun müttefiklere karşı intihar saldırısı yapan havacılarına verilen ad. Tahmin edebileceğiniz üzere bu ismin altında derin bir hikaye yatıyor. Kamikaze nedir, kamikaze neden yapılmıştır diyorsanız buyrun.


kamikaze, eldeki insan gücünün ve savaş araçlarının hoyratça harcanması yönünden bakıldığında askeri anlamda faydasız ama düşman askerine yaşattığı korkutucu deneyim açısından düşünürseniz feci tedirgin edici bir japon taktiğidir.

japonların yiyemeyeceği kadar büyük bir lokmayı ısırmaya çalışması sonucu (bkz: pearl harbor baskını) çıkan savaşın ilerlemesi ve aslında uyuyan bir üretim devi olan amerika'nın çatışmadaki inisiyatifi çok geçmeden ele geçirip japonları saldırandan savunan pozisyonuna düşürmesi sonucu ortaya çıkan kamikaze taktiği çok geçmeden deneyimli askerlerin ve değerli savaş gereçlerinin hunharca harcandığı ve japonlar açısından yarardan çok zarar getirmeye başlayan bir taktik haline geldi. işin aslına bakarsanız bu olay, 1800'lü yılların sonunda almanya benzeri bir şahlanma sergileyip, çin'i, rusya'yı filan tokatladıkça gaza gelen, bununla birlikte yıllar içerisinde gelişen emperyalist amaçlarını gençlerine militarizm serumu ile birlikte aşılayıp, nazizm tantanası nedeniyle aslında pek de farkedilmeyen ama aslında kültürel nedenlerin de etkisiyle avrupa tipi militarist ırkçılıktan fersah fersah ileride bir gaddarlığa ve otoriteye kesin itaate sahip nesiller yetiştiren japonların sürekli, kültürel anlamda yozlaşmış, ahlaksız, dinsiz-imansız, çapsız vs. vs. diye nitelendirerek aşağıladıkları amerikalılar karşısındaki hezimetine karşı verebildikleri yegane cevaptır. bununla birlikte amerika karşısında beyhude bir çaba olmaktan öteye gidememiş bir taktiktir.

onur, gurur, itaat vb. kavramların güçlendirmesiyle ortaya çıkan, belli bir kültüre dayalı ama aslında savaş ilerledikçe kendini belli eden askeri yetersizliklerin kapatılması, savaşın çıkmasına neden olan ırksal kökenli, mesnetsiz, gerçeğe aykırı genellemeleri ile hem potansiyel düşmanların kabiliyetlerine hem de dünya çapındaki savaşın genel gidişatına yönelik yapılan hatalı çıkarımların örtülmesi için japon liderliği açısından gayet güzel bir kılıftır kamikaze taktiği. başlangıçta sürekli saldırmaya, fethetmeye alışan, deniz havacılığı gibi o dönemde daha çok bakir bir alanda devrimsel adımlar atmış japon silahlı kuvvetlerinin, en gerçekçi ve kafası çalışan adamını kaybettikten sonra (bkz: isoroku yamamoto) şahkülünün tamamen kayması sonucu ne yapacağını bilemeyen işe yaramaz kurmaylarının icadıdır ve aslında ellerindeki etkili uçak gemilerini (kaga, akagi,soryu, hiryu) 1942 gibi çok erken bir zamanda kaybetmelerinin de bu taktiğin ortaya çıkmasındaki etkisi yadsınamaz. sonuçta uygulanabilecek farklı çözümler varken, aslında hem çok aşırı yayılmalarının hem yetersiz savaş üretimlerine sahip olmalarının hem hababam deniz kuvvetlerine ağırlık verip aynı oranda kara güçlerini teknolojik olarak geliştirememelerinin ve etkili bir lojistik sistemi kuramamalarının cezasını çekti japonlar. kabak elbette en etkili olan güçlerine yani havacılarının başına patladı ve japonlar gemi batırmak için kamikazelere güvendiler.


bunun yanlış olduğu aslında en başından belliydi
amerikalıların pearl harbor'daki pasifik filosu gücü itibariyle bölgede japonları engelleyebilecek tek donanma idi ama bu filoya pearl harbor'da tek seferde ölümcül bir darbe vurma fırsatı japonların eline gerçekte asla geçememişti. amerikan uçak gemilerini pearl harbor'da kıstırıp batıramamaları ve yerlerini bulamamaları japonların sonunu hazırladı ve amerika denen dev daha fazla sinirlenmiş bir şekilde intikam için japonların üzerine çullandı. bu saldırı henüz bittiği anda dahi japonların kafası çalışan askerleri aslında yenilgilerinin bir zaman ve sabır sorunu olduğunun ilanıydı. kamikaze taktiği mental açıdan, durdurulması çok zor amerikan öfkesinin üzerinde bir korku yaratıp, ne kadar fanatiklerle savaştıklarını amerikan donanmasına göstermek ve akerlerin savaş gücünü psikolojik açıdan düşürüp geri çekilmelerini sağlamayı, pratik anlamda da verdirilebilecek maksimum asker ve malzeme kaybı hasarını en az kayıpla verdirmeyi hedefledi. gelgelelim amerikalıları ne gemisi bitti ne de uçaksavar mermisi ne de askerlerinin savaşma isteği ama japonların değerli uçakları ve pilotları hızla tükendi. ve sonunda amerikalıların fazla sabrının zorlanması neticesinde dünya nükleer güç ile tanışıp bir daha hiç eskisi gibi olmadı.

japonlar kamikaze saldırıları için sahip oldukları her türlü uçağı kullandılar. bunun yanında özel olarak imal ettikleri ohka, kaiten gibi salt intihar saldırısı amaçlı araçlar da ürettiler. fakat etkili amerikan taktikleri karşısında verebildikleri hasar çok sınırlı kaldı.


ABD uçak gemisi Bunker Hill'e çarpan iki kamikazenin yarattığı tahribat.

benzer kamikaze taktikleri avrupa'da almanlar tarafından da uygulandı aslında
fakat almanlar asker kaybetmeyi göze alamadıklarından kamikaze işini genelde makinelere yaptırmayı tercih ettiler. örneğin siper savaşları için goliath ve hava saldırıları için mistel operasyonları gibi. kg 200'ün planladığı v1 bombası temelli doğrudan hava ve/veya yer hedeflerini imhaya yönelik intihar görevi planlamaları veya deniz uçaklarına patlayıcı doldurup doğu'dan gelen sovyetlere karşı sovyet ordusunun kurduğu köprülere yönelik intihar görevi fikirleri de oldu ancak bunların uygulanamadığını veya uygulanan bazılarının da başarısız olduğunu biliyoruz.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
05 Temmuz 2019
Japonların II. Dünya Savaşı'nda Uyguladığı Süngü Savaşı Taktiği: Banzai Saldırısı
Banzai Hücumu ya da Banzai Saldırısı, Japonların 2. Dünya Savaşı esnasında uyguladığı bir savaş taktiği. Detayları ise bir hayli ilginç.


"banzai charge" diye de bir şey var, ("banzai hücumu" diye çevrilebilir) 2. dünya savaşı sırasında çıkmış bu tanım. nedir olayı? japonlar tabi eski savaşçı gelenekleri sebebiyle yüz yüze, kılıç kılıca muharebeye alışık, bağırarak cenk ediyorlar. bizdeki "allah allah" nidasına denk düşüyor bu bir yerde.

şimdi bu "bağırma" süngü hücumunda, ya da benzeri kılıçla mızrakla yapılan hücumlarda filan savaşçıları motive edici bir şey, "battle fever" dedikleri şeyin bir parçası. ama tabi bir yerden sonra işler değişiyor; tüfek icat oluyor, mertlik bozuluyor.

japonlar 2. dünya savaşı sırasında sırf bu banzai hücumu ile düşmana kabak gibi yerlerini belli ettikleri için o kadar çok kayıp vermişler ki. binlerce asker mermi sıkamadan "banzai" diye bağırırken ölmüş. yani herifler samuray atalarına özeneceklerine ninjalara özenip atılan pusuları bozmasalar belki de 2. dünya savaşı'nın seyri değişecekti (atom bombası attı herifler nereye değişiyor?).

bunun bir istisnası var, o da iwo jima savaşı. buradaki japon komutanı general kuriyabaşi askerlerine banzai hücumunu yasaklıyor. amerikalılar tabii japonlardan hep bağırmalı çağırmalı ataklar beklediklerinden epey kayıp veriyorlar burada. ama iş işten geçmiş tabi, savaş çoktan kaybedilmiş artık...

neyse işte, böyle de bir şey var banzai olayında. daha fazla ayrıntı isteyenler de buradan yaksınlar: http://en.wikipedia.org/wiki/banzai_charge

Banzai'nin kelime anlamı
19. yüzyılın sonlarında, japon savaş çığlığı olarak kullanılan kelime, ban "on bin" (aslında man on bin demektir) ve sai "yıl" kelimelerinden oluşur ve orijinal olarak, imparatorlara hitap ederken kullanılan"çok yaşa (on bin yıl yaşa)" anlamında bir saygı ifadesidir.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
05 Temmuz 2019
Ülke Tarihine "Postmodern Darbe" Olarak Geçen 28 Şubat Sürecinde Neler Yaşandı?

Günümüzde yargılamaları hala devam eden ve ülke tarihine postmodern darbe olarak geçen 28 Şubat sürecinde ve sonrasında yaşananlar.



Darbe nasıl gerçekleşti?
28 şubat süreci, erbakan'ın başbakan, tansu çiller'in dışişleri bakanı olduğu bir dönemdir.

sincan'da düzenlenen kudüs gecesinde lübnan'daki hizbullah liderlerinin posterlerinin asılması ve iran büyükelçisinin bu törene katılması üzerine tatbikattan dönen tanklar buradan geçirilmiştir.

28 şubat 1997'de olağan olarak toplanan mgk'nda askeri kanat 8 yıllık zorunlu eğitim gibi bazı kararların hayata geçirilmesini istemiştir. genelkurmay'ın batı çalışma grubunu kurması üzerine bir darbe beklentisi oluşmuştur. sonrasında erbakan'ın çiller'e hükümeti teslim etmesi gerekirken cumhurbaşkanı anayasada böyle bir şey olmadığını belirterek görevi mesut yılmaz'a vermiştir.

sonuçta sessiz bir darbe gerçekleştirilmiş oldu. ayrıca postmodern darbe kavramıyla tanışmamıza da neden olmuştur.

28 Şubat'ta hangi kararlar alındı?

1. demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan türkiye cumhuriyeti'ni hedef alan rejim aleyhtarı faaliyetler karşısında ödün verilmemelidir. anayasa'nın 174. maddesinde koruma altına alınan devrim kanunları'nın ödün verilmeden uygulanması esastır. hükümet, icraatında devrim yasaları'na uygunluğu sağlamakla görevlidir.

2. savcılar, devrim yasaları'nın ihlalini oluşturan davranışlar karşısında harekete geçmelidirler. yasaları ihlal eden dergahlar kapatılmalıdır.

3. sarık ve cüppeli giyim şeklinin özendirildiği görülmektedir. kılık ve kıyafetleri bu yasaya ters düşen kişilerin onurlandırılmamaları gerekir.

4. anayasa'nın 163. maddesinin kaldırılmasının yarattığı hukuki boşluklar, irticai akımların ve laikliğe aykırı tutumların güçlenmesine yol açmıştır. bu boşlukları telafi edecek yasal düzenlemeler getirilmelidir.

5. eğitim politikalarında yeniden tevhidi tedrisat kanunu ruhuna uygun bir çizgiye gelinmelidir.

6. temel eğitim 8 yıla çıkarılmalıdır.

7. imam - hatip okulları toplumdaki bir ihtiyacı karşılamak üzere kurulmuşlardır. bu ihtiyacın fazlası olan imam hatip okulları, meslek okullarına dönüştürülmelidir. ayrıca kökten dinci grupların kontrolünde olan kuran kursları kapatılarak, milli eğitim bakanlığı'na bağlı okullarda düzenlenmelidir.

8. devlet dairelerinde ve belediyelerde kökten dinci bir kadrolaşma hareketi sürdürülmektedir. hükümet, bu kadrolaşmanın önüne geçmelidir.

9. cami yapımı gibi dini konuları siyasi amaçlar için istismar etmeye dönük olan her türlü davranışlara son verilmelidir.

10. pompalı tüfekler kontrol altına alınmalı ve gerekirse pompalı tüfek satışları yasaklanmalıdır.

11. iran'ın türkiye'deki rejimi istikrarsızlığa itmeyi amaçlayan çabaları yakın takibe alınmalıdır. iran'ın türkiye'nin içişlerine karışmasını önleyici politikalar uygulanmalıdır.

12. yargı mekanizmasının daha etkin çalışmasını sağlayacak ve yargı bağımsızlığını güvence altına alacak, hükümetin tasarruflarından koruyacak düzenlemeler bir an önce getirilmelidir.

13. son dönemde türk silahlı kuvvetleri mensuplarını hedef alan tahriklerde büyük artış gözlenmektedir. bu sataşmalar tsk içinde rahatsızlığa yol açmaktadır.

14. irticai faaliyetlere karıştıkları için tsk'daki görevlerine son verilen subay ve astsubayların belediyelerde istihdam edilmelerinin önüne geçilmelidir.

15. partilerin belediye başkanları ve il, ilçe yöneticilerinin konuşma ve davranışları da siyasi partiler yasası'nın sorumluluk alanına sokulmalıdır.

16. tarikatların denetimindeki finans kuruluşları ve vakıflar aracılığıyla ekonomik güç haline gelmeleri dikkatle izlenmelidir.

17. laiklik aleyhtarı yayın çizgisi olan tv kanalları ve özellikle radyo kanallarının verdikleri mesajlar dikkatle izlenmeli ve bu yayınların anayasa'ya uygunluğu sağlanmalıdır.

18. milli görüş vakfı'nın bazı belediyelere yaptığı usulsüz para transferleri durdurulmalıdır.


28 Şubat'tan sonrası
evet, türbanın üniversitelerde yasaklanması, imam-hatip'lerin kapatılması, laik/dinci, türbanlı/türbansız ayrımının, faşistliğinin gitgide çoğalması. bu ayrımın artmasının temelinde yatan neden ordunun müdahalesidir ve aynı değerdeki bir diğer neden de o dönemlerde demeç verenlerde, ordunun müdahalesinden önce milleti ayrımcılığa yöneltenlerdedir. ordu müdahalesinden sonra ayrımcılık şiddetlenmiş, hem sivil hem askeri kararlarla daha da derinleştirilmiştir; ama ordu müdahalesi olmadan önce o zamanlardaki demeçleri veren sayın politikacılarımız da zaten bu türbanlı/türbansız, laikçi/dinci ayrımcılığını yapmıyorlar mıydı? görünen o ki en şiddetli biçimde onlar da yapıyordu.

28 şubat'ın öncesi başka, sonrası başka irdelenmelidir. sonrasında oluşan ayrımcılığın temelinde, öncesi yatmaktadır. sonrasını tasvip etmemiz mümkün değildir, öncesini etmemizin de mümkün olmadığı gibi.

illa bir suçlu aranacaksa, bu kesinlikle ama kesinlikle halk değildir. öncesidir, sonrasıdır, adı ve sıfatı ne olursa olsun ayrımcılığı körükleyenlerdir. ister milletvekili olsun ister korgeneral olsun.

28 şubat'ın karşısında olmak; ne orduda eşi türbanlı olanların yükselmesini engelleyen korgeneralden yana olmak ne de elinde mikrofon, inançlı / inançsız ayrımını, ''kanlı mı kansız mı olsun'' diyerek tüküre tüküre yapan, daha sonra da ''neden ayrıyız?'' diyenden yana olmaktır.

Sonuç
türk siyasal hareketlerinde radikal islamcı kanadı gerçekten yok etmiştir. bu darbeyi çok iyi analiz eden milli görüş'ün yenilikçi kanadı kendini daha merkeze çekerek, toplumdaki sağ-muhafazakar seçmen potansiyelini iyi değerlendirmiş ve akp'yi kurmuştur. radikal islam görüşüyle, iktidara asla muktedir olamayacaklarını anlamış ve özellikle askere karşı dış destek alamayacağını anlayan yenilikçi kanat, kendini avrupa'daki hristiyan demokratlara benzer bir çizgiye oturtup, hem serbest piyasa yanlısı hem de batıya dönük bir muhafazakar demokrat bir hareket yaratmışlardır. karşı tarafta ise radikal islamcı, gelenekçi milli görüş ise toplumda tabanını kaybetmiş ve %1'in altında oy alabilen marjinal bir harekete dönmüştür.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
05 Temmuz 2019


Görevimiz Tehlike - Yansımalar

Aksiyonu bol, kendini izlettiren ve böyle kaliteli filmler az bulunuyor. Bu seriyi aslında baştan bi tekrar izlemem gerek. Hafızama iyice kazınabilmesi için. Supermani kötü tarafta görmek biraz şaşırttı. (spoiler) Daha iyi bi kötümüz olabilirdi ama kalıp olarak uygun bi kötüydü. Neyse spoiler dan sonra izleyin

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
05 Temmuz 2019
Her Siyasi Tartışmada Duyduğumuz ''Sağ-Sol'' Kavramlarının Ortaya Çıkış Hikayesi!

''Sağcı'' veya ''Solcu'' uzun zamandan beri insanların siyasi görüşlerini sınıflandırmak için kullanılan iki kavram. Yaşamımızın günlük seyrinde birçok sefer duyduğumuz veya okuduğumuz bu sıfatlar, nereden ve nasıl ortaya çıktı, bunu hiç merak ettiniz mi?

Türkiye'de sağ ideoloji dendiğinde akla dinine bağlı, milliyetçi ve muhafazakar insanlar gelmektedir.



Sağ ve sol kavramları 1960'tan sonra sıklıkla kullanılmaya ve içerisi doldurulmaya başlanmıştır. Nitekim bu tarihten sonra faaliyete geçen Adalet Partisi'nin 1980'e kadar sağın en güçlü temsilcisi olduğunu söylemek mümkün.


Peki CHP nasıl sol ideoloji ile bütünleşti? Aslında parti ilk kurulduğu yıllarda Atatürk yönetimindeyken bu ideolojilerin ön planda olmadığı görülüyor.



Aslında CHP'nin solcu olarak tanımlanması cumhuriyetçi oluşuyla alakalıdır ve çoğunlukla 1960'lardan sonra yaygınlaşmış ve 1970'lerde zirve dönemine varmıştır. Ne demek istediğimiz yazının sonuna geldiğinizde daha iyi anlaşılacaktır.

Modern tarihin birçok unsurunu Fransız İhtilali'ne bağlayıp işin içinden sıyrılıyoruz gibi görünse de evet gerçekten sağ-sol meselesi de bu ihtilale dayanıyor.



Fransa'da 1789'da ihtilalden evvel toplanan ve sonrasında da varlığını devam ettiren bir ana meclis vardı. Doğal olarak mecliste farklı kesimlerden ve ideolojilerden üyeler mevcuttu. Cumhuriyetçiler, radikaller, monarşi taraftarları, meşrutiyetçiler, muhafazakarlar, çiftçiler, din adamları, soylular vesaire.

Bu meclis 30 Eylül 1791'de, yeni bir anayasa yaptıktan sonra kendisini Yasama Meclisi (Assamblé Législative) ilan etti ve yönetimi fiilen ele aldı.



Devrik kral XVI. Louis ve eşi Marie Antoinette henüz gözetim altındaydılar. Mecliste farklı gruplaşmalar oluşmuştu. Jacobin diye anılan grup gerçekten dikkat çekiciydi. Radikal görüşleri vardı ve az sonra yönetimi ele aldıklarında kral ve eşini yargılayıp giyotinle idam edeceklerdir.

İşte meşhur sağ sol kavramı da Fransa'nın bu meclisinde, benzer ideolojiye sahip vekillerin oturma şeklinden ortaya çıktı.




Şöyle ki meşrutiyetçiler yani kralın yerinde kalmasını fakat bir meclisle yönetimi paylaşmasını savunanlar sağ tarafta oturuyorlardı. Muhafazakarlardı ve radikal değişim taraftarı değillerdi.

Solda ise cumhuriyet taraftarı ihtilalciler vardı. Bunların özelliği, grup olarak ortak bir karar alıp onun etrafında birleşebilme marifetleriydi. Kralın tarihe karışmasını arzuluyorlar ve cumhuriyetin ilanını istiyorlardı.

Fransız Devrimi sırasında bu şekilde sınırları çizilen sağcılık ve solculuk kavramları ilerleyen yıllarda gelişim gösterdiler.



19. asır boyunca özellikle Avrupa'da bu fikirleri benimseyip geliştiren birçok düşünür, bilim insanı ve siyasetçi ortaya çıktı.

İhtilalin ideolojisinin Türkiye'ye tesiri ise hem geç hem de yavaş bir süreç olarak kendini gösterdi.



1945'e kadar tek partinin varlığı ideolojik olarak ayrılıp kutuplaşmayı yavaşlattı. 1950 sonrasında hız kazanan sağ-sol saflaşması 60'lar boyunca büyüme sürecini geçirdi ve 1970-80 arasında doyum noktasına ulaştı. 70'ler boyunca Türkiye, bu iki ideolojinin savaşıyla birçok vatandaşının ölümüne şahit oldu. Aslında ülke için en iyi olacak şey her iki siyasi görüşün de birbirini dinleyerek millet menfaati için ortak çıkarlarda buluşması ve karşılıklı ilişkilerle eksik yönlerini tamamlamasıdır.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
05 Temmuz 2019
Giren ya da Girmeyen Her Ülkenin Bir Şekilde Etkilendiği I. Dünya Savaşı Nasıl Başladı?
Dünya tarihinde ilk defa bir çatışmanın "Dünya Savaşı" olarak adlandırılmasına neden olacak kadar devasa ne olmuş olabilir? Nasıl oldu da böylesine büyük bir savaş çıktı? 28 Temmuz 1914–11 Kasım 1918 arası dönem, şüphesiz dünya için epey farklıydı.



1870'li yıllarda prusya, avusturya ve rusya, "üç imparatorlar ligi" adı altında bir ittifak yapmaya yeltenirler
takiben eden sürede güney almanya vilayetleri ve prusya birleşerek alman imparatorluğu kurulur. alman imparatorluğunun başbakanı otto von bismarck, bu ittifak anlaşmasını diri tutmak istese de başaramaz ve rusya bu ittifaktan ayrılır. rusya'nın bu ittifaktan ayrılmasında kilit rolü oynayan iki sebep, avusturya ile balkanlar konusunda mevcut olan anlaşmazlıkları ve 1877-1878 osmanlı rus savaşında elde edilen başarıya rağmen ayestefanos anlaşması'nın bozularak hükümleri osmanlı imparatorluğu için daha olumlu, rusya için daha olumsuz olan berlin anlaşmasını imzalamaya zorlanmasıdır.

bismarck, rusya'nın iffifaktan ayrılmasından sonra rusya'yı tarafsız tutmak ister. bu nedenle rusya ile bir tarafsızlık anlaşması imzalar. bu anlaşmaya göre her iki devlet, birbirlerinin "etki alanlarına" karışmayacak ve üçüncü bir büyüğe savaş ilan edilmesi durumunda tarafsız kalacaktır. bunun istisnai durumu almanya'nın fransa'ya, rusya'nınsa avusturya'ya savaş ilan etmesi olacaktır. bu tarafsızlık anlaşması, alman imparatorluğu tahtına wilhelm'in çıkması ve bismarck'ın görevden alınmasına kadar devam eder. wilhelm, rus çarı ile olan akrabalığının birbirleri arasında olabilecek bir soruna mahal vermeyeceğini düşünerek avusturya'yı yanında tutmak istediğinden, bu anlaşmanın devamını onaylamaz.



üç imparatorlar ligi
rusya, tarafsızlık anlaşmasının bozulması ve almanya'nın avusturya ile olan yakın ilişkilerini gördükten sonra, fransa ile bir müttefiklik anlaşması imzalar. bu dönemde fransa ve almanya birbirlerinin azılı düşmanlarıdır. bunun sebebi de 1870-1871 fransa prusya harbidir. bu savaşta prusya, fransa'yı ciddi bir mağlubiyete uğratmış ve kömürden zengin alsace vadisini ilhak etmiştir. fransa'da bu harbin sonuçları çok ağır olur, aynı zamanda almanlara karşı ciddi bir askeri yapılanmaya gidilmesinde rol oynar. birçoklarımızın 2. dünya savaşından bildiği maginot hattı'nın ilk temelleri bu harp sonrasında atılır, fransızlar almanlarla olan sınırlarında çok sayıda tahkimat inşa etmeye başlar. isimlerini aratarak bulabileceğiniz, 1. dünya harbi esnasında içlerinde oda oda çarpışılan douamount ve vaux gibi kaleler, fransa prusya savaşından 1914 yılına kadar olan sürede yapılmıştır. ayrıca bir not daha koyalım; rövanş kelimesinin atası fransa'da bu mağlubiyet sonrasında ortaya çıkan revanchism akımıdır, almanları kendilerinin uğradığına benzer bir yenilgiye uğratarak intikam alma arzusudur. nitekim bu akım, 2. dünya savaşı'nın meydana gelmesine sebep olacaktır.


gelelim birleşik krallığa
birleşik krallık bu dönemde tam anlamıyla altın çağını yaşamaktadır, "üzerinde güneş batmayan imparatorluk" olarak cihana hükmetmektedir. kendisini avrupa kıtasının diğer devletlerinden izole ederek, yer kürede kendi idaresi altındaki topraklardaki sorunları çözmek, karada ve denizlerdeki mutlak hakimiyetini pekiştirmek için çabalamaktadır. bu durum boer savaşları adı verilen, birleşik krallığın afrika'daki nüfuzunu sağlamlaştırmak için yaptığı savaşlardan sonra değişir. ingilizler, alman imparatorluğun'nun afrika'daki emellerini kendileri için bir tehdit olarak görmeye başlar. bu dönemde ingiltere, hem fransa, hem de almanya ile müttefiklik anlaşmaları imzalamak için zemin aramaktadır. ancak almanya ile afrika konusundaki anlaşmazlıkları, ingilizleri almanlar'la değil fransızlarla müttefik olmaya ikna eder. bu ittifak, belki de 20. yüzyılın gidişatına damga vuracak en önemli müttefiklik anlaşması olur.

biraz da italya krallığına değinelim
italya krallığı da alman imparatorluğu gibi sanayileşmesini ve endüstrüyel gelişimini tamamlar tamamlamaz deniz aşırı ülkelerde sömürgecilik faaliyetlerine başlamak ister. bu konuda en büyük hedefleri de kuzey afrika olur. lakin kuzey afrika konusunda karşılarında büyük bir rakip bulurlar: fransa. özellikle fransa'nın tunus'u kendi sömürgesi olarak ilhak etmesi, italya'yı kızdırır ve italya 1881 yılında almanya ve avusturya-macaristan ile müttefiklik konusunda mutabakata vararak üçlü ittifak anlaşmasını imzalar. ancak bu anlaşma hiçbir zaman sağlam temeller üzerine oturmaz. şayet italya'nın diğer bir azılı düşmanı avusturya-macaristan'dır. bunun en büyük sebebi de dolomit sıradağları'nın güneyinde kalan bölgedir. bu bölge, avusturya-macaristan sınırları içerisinde kalmasına rağmen italyanlar, bölgenin kendilerine ait olduğunu iddia etmekte ve iki ülke arasında yıllardır devam eden bir anlaşmazlığa neden olmaktadır. bu anlaşmazlık, italya'nın savaş başladığında ittifak'ı terk etmesine sebep olacak, itilaf devletlerine katılmasına neden olan antlaşmada kendilerine vaat edilecektir.

bütün bu hadiseler, 1870-1905 yılları arasında meydana gelir ve avrupa'da iki büyük kutup meydana gelir. bir bloğu almanya, avusturya-macaristan ve italya, diğer bloğu ise ingiltere, fransa ve rusya oluşturur


üçlü ittifak


1905 yılında birinci fas krizi patlak verir
kaiser wilhelm, fas'ı ziyaret eder ve üzerinde ciddi fransız etkisi olan fas'ta bir dizi temasta bulunur. fas sultanı ile yaptığı görüşmelerden sonra fas sultanı, kendisine fransa tarafından yapılması istenen bir dizi reformu reddeder ve almanya ile bir savunma anlaşması imzalar. almanya ve fransa arasında ipler gerilir, lakin kriz 1906 algeciras konferansı ile son bulur. her ne kadar kriz geçici olarak çözümlense de her iki blok arasındaki gerginlik artar, fransa ve ingiltere arasındaki ilişkiler pekişir.


tüm bu olan bitenler devam ederken, ingiltere ve almanya arasındaki ilişkilerin daha da gerilmesine vesile olan bir olaylar silsilesi meydana gelir: denizler hakimiyeti
alman imparatoru wilhelm, ingiltere ile mücadele edebilmenin yolunun kraliyet donanması ile açık denizlerde başa baş çarpışabilecek bir donanma kurmak olduğunu anlar. bu nedenle bir imparatorluk donanması kurar ve başına amiral alfred von tirpitz'i atar. alman sanayisi ve tersaneleri, ingilizler ile savaşabilecek bir donanmanın inşasına başlar. bu inşa, savaş patlak verdiği döneme kadar devam edecektir. ingilizler, bu tehdidi görerek kendi donanmalarında bir modernizasyona gitme kararı alırlar. 1906 yılında ingiliz donanması, hms dreadnought'u denize indirir. kendi sınıfına ismini verecek olan bu gemi, her iki ülkenin de, uçak gemileri sahneye çıkana dek, gelecek 30-40 yılın deniz savaşlarında hüküm sürecek bir dizi yüzen kaleler üretmesine neden olacaktır.



hms dreadnought

bu esnada avrupa'da tansiyon giderek artmaya devam etmektedir
1908 yılında avusturya-macaristan imparatorluğu, bosna hersek'i kendi topraklarına kattığını ilan ederek ilhak eder. aslında bosna hersek, 1877-1878 osmanlı rus harbi sonucunda oluşturulmuş bir prensliktir. bu prensliğin idaresi, osmanlı rus harbinin barış anlaşması sonucunda geçici bir süre ile avusturya macaristan imparatorluğu'na bırakılır. aynı anlaşmada bulgaristan da iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde osmanlı imparatorluğu'na tabii bir prenslik olarak ayrılır. yıllar ilerledikçe ve osmanlı imparatorluğu'nun balkanlardaki etkisi giderek azaldıkça dengeler değişir ve 1908 yılında bulgaristan tam bağımsızlık ilan eder. bu fırsattan istifade eden avusturya- macaristan imparatoru franz joseph bosna hersek'in imparatorluk topraklarına dahil edildiğini ilan eder. aslında avusturya-macaristan ve rusya, gizliden gizliye birbirleri ile bosna hersek'in avusturya tarafından ilhakı konusunda pazarlık halindedirler. rusya, buna şart olarak bulgaristan'ın tam bağımsızlığını şart koşmuş, kendilerinin boğazlar konusunda yapacaklarına avusturya-macaristan'ın göz yumması karşılığında, bosna hersek'in ilhakına karşı gelmeyeceğini vaat etmiştir. bu görüşmeler öyle bir noktaya gelir ki rusya, yaptığı bu mütabakatlar konusunda fransa'yı bile bilgilendirir. ancak her şey olup bittiğinde, rusya, anlaşmadan istediği kadar karlı çıkmadığını görür, kendi nüfuz bölgesinde avusturya-macaristan'ın etkisinin attığını görmesiyle beraber bosna hersak'i ilhak etmesine karşı çıkar. ama olan olmuştur, avusturya-macaristan istediğini elde eder ve ipler biraz daha gerilir.


bulgaristan, 22 eylül 1908'de bağımsızlık ilan etti.

devam eden yıllar içerisinde ikinci fas krizi ve trablusgarp savaşı patlak verir

ikinci fas krizi, fas sultanlığı içerisinde sultan karşıtlığı yapan bir grubun sultana karşı isyanı sonrasında meydana gelir. fransa ve ispanya olaya dahil olarak, bölgedeki avrupalı vatandaşları korumak kisvesi altında, etkileri altında tuttukları sultan'ı kurtarmak amacıyla bölgeye asker gönderirler. buna karşın alman imparatorluğu da kendi deniz çıkarlarını korumak adı altında sms panther isimli ganbotu ve sms berlin isimli kruvazörü fas açıklarına gönderir. krizin sonunda fransa, fas'ı protektora (himayesi) olarak ilan eder, fakat daha önemlisi, kriz sonunda tıpkı ilkinde olduğu gibi, fransa ve ingiltere arasındaki dostluk bir nebze daha pekişir. büyük britanya'daki alman korkusu ve çıkarlarını koruma iç güdüsü, almanlara daha sert bir tavır almalarına vesile olur. 1912 yılında italya'nın trablsugarp'ı işgali tüm bütün bu olan bitenler içerisinde en önemsiz olarak göze çarpsa da, avrupa devletlerinin osmanlı imparatorluğu'nun zayıflığını anlamaları ve istanbul'a karşı nötr hale gelmelerine neden olur. osmanlı imparatorluğu, o kadar zayıf ve güçsüz durumdadır ki, her iki ittifak da osmanlı'yı kendi yanında görmek istemez. bu olay, balkan savaşlarının patlak vermesinde kilit rol oynayacaktır.


ii. balkan savaşlarından bir harita.

1912 ve 1913 yıllarında iki balkan savaşı patlak verir
ilk savaşta dört balkan devleti (sırbistan, karadağ, bulgaristan ve yunanistan) birleşerek osmanlı imparatorluğu'nun üstüne hücum ederler. sonucu osmanlı imparatorluğu için felaket olur ve osmanlı imparatorluğu avrupa'daki tüm toprak varlıklarını kaybeder. bu noktada sırbistan savaştaki ganimetten en büyük payı elde etmek ister. arnavutluk sahilinde bir liman ve elde ettiği toprakların kendi himayesine girmesi için bir mücadeleye başlar. bu çabası başlangıçta gizli müttefiki rusya'dan destek görmez, fakat sonrasında rusya, sırbistan'ı desteklemeye başlar. bu esnada yapılan londra konferansında arnavutluk'un bağımsız devlet olarak tanınmasına karar verilir. sırbistan ve karadağ bu kararı kabul etmeyerek protesto eder. avusturya-macaristan, buna karşıt olarak adriyatik denizinde bir seri donanma tatbikatı yapar, karadağ'a ise bir ültimatom gönderir. rusya'nın londra konferansı sonrasında desteğini çekmesi ve avusturya-macaristan'nın askeri hareketlerinden çekinen sırbistan ve karadağ, arnavutluk'un bağımsızlığını tanımak zorunda kalır. tüm bunlar, sırbistan'ı durdurmak yerini daha da azdırır ve balkanlardaki ranttan daha fazla nemalanmak için yunanistan'ı yanına alarak bulgaristan'a savaş ilan eder. romanya ve osmanlı imparatorluğu'nun da savaşa girmesi ile bulgaristan kolayca pes eder ve barış yapmak zorunda kalır.


balkan savaşları, almanya ve avusturya-macaristan arasındaki ittifakta esnemelere yol açar
avusturya-macaristan, balkanlarda sırbistan'ın ve onun gizli destekçisi rusyanın panslavizm düşüncesinin gerçekleşmemesi için mücadele ederken, almanya bu konuda avusturya-macaristan'a açıktan destek vermez. bu avusturya-macaristan tarafından ciddi hoşnutsuzlukla karşılanır ve ilişkiler biraz bozulur. lakin her iki balkan savaşı sonuçlandıktan sonra, sırbistan rahat durmaz ve arnavutluk'un toprak bütünlüğüne saygı göstermeyecek hareketler göstermeye başlar. avusturya-macaristan, sırbistan'ın hareketleri ve rusya'nın sırbistan'ı durduracak bir çaba göstermemesi üzerine sırbistan'a bir ültimatom yollayarak arnavutluk bölgesinde işgal ettiği bölgelereden çıkmasını ister. bu sefer almanya ve italya, avusturya-macaristan'a arka çıkar ve sırbistan, arnavutluk'tan çıkmak zorunda kalır. alman imparatoru, avusturya-macaristan'la arayı düzeltmek için viyana'yı ziyarete gider ve bu sembolik zaferi kutlar.


balkan savaşları sırasında osmanlı askerleri

tüm bu olan bitenler, fransa-rusya ittifakının şeklinin değişmesine neden olur
ittifak ilk oluştuğunda; rusya, fransa'nın kuzey afrika'da yapacağı hareketlerle almanları provoke etmemelerini, fransızlarda ruslara balkanlar'da avusturya-macaristan'la ilişkilerin bozulmamasını talep etmişlerdir. şayet bu ittifak daha ziyade defansif ağırlıklı olup, bu tarz provakatif eylemlerde tarafların birbirlerine yardım etmesine hizmet etmemektedir. lakin geçen yıllar içerisinde fransa, balkanların rusların için stratejik önemini anlayarak bu konuda ruslara arka çıkmaya karar vermişlerdir. normalde rakipleriyle olan mücadelelerinde taraf olarak savaşa girmeyecekken her iki devlet, bundan vazgeçerek bu tarz durumlarda beraber savaşa girme kararı almışlardır.


bu esnada her ne kadar fransa ile araları iyi olsa da, birleşik krallık ve rusya arasındaki ilişkiler için aynı şeyleri söylemek pek mümkün değildir
özellikle rusya'nın iran havzası ve hindistan bölgelerinde tehdit unsuru olarak ortaya çıkması, ingilizleri hoşnutsuzluğa sürüklemektedir. öte yandan on yıllardır alman imparatorluğu ile devam eden fırtınalı hava, bir anda yerini ılımlı siyasete bırakır ve ilişkiler normalleşmeye başlar. bunun iki önemli sebebi, almanlar ve ingilizlerin afrika konusunda birbirleri ile anlaşması ve uzun yıllardır devam eden donanma silahlanma yarışının son bulmasıdır. 1914'te savaşın patlak verdiği olaylar silsilesinde görülecektir ki; ingiltere, fransa ve rusya'nın yanında savaşa girmek konusunda son ana kadar bekleyecektir.

bütün bu olaylar olup bittikten sonra yıl 1914'e gelir. her ne kadar devletlerin birbirleri ile savaşması için somut bir sebep ortada yoksa da, balkanlarda yay kopma noktasına kadar gerilmiş, avusturya-macaristan, rusya, sırbistan ve bulgaristan arasında resmen bir köşe kapmaca oynanmaktadır.



haziran 1914'te avusturya-macaristan veliaht prensi franz ferdinand ve eşi sarajevo gezisinde gavrilo princip tarafından öldürülür
prensin öldürülmesi avustruya-macaristan'da şok etkisi yaratır ve avusturya-macaristan hükumetinin önde gelenleri, sırbistan'a uygulanan sabır politikasının bırakılarak harekete geçilmesine karar verir. avusturya-macaristan, almanya'ya destek için elçilerini yollar ve almanya'nın kendilerini koşulsuz destekleyeceklerinin garantisini aldıktan sonra sırbistan'a bir ültimatom gönderir. bu esnada fransız elçiler'de rusya yolundadır. fransızlar ve ruslar, bölgede oluşabilecek bir durumda avusturya-macaristan'a karşı ortak hareket etmek konusunda anlaşırlar.

olayların kontrolden çıkmaya başladığını gören sırbistan, yıllardır kendisine arka çıkan rusya'ya giderek destek ister. rusya, sırbistan'a ültimatomu kabul etmemesini telkin eder ve sırbistan'a arka çıkacağını söyler. bu esnada rusya'da kısmi seferberlik ilan edilir. yukarda daha önceki entry'lerde belirtildiği üzere, savaşın patlak vermesine sebep olan iki kritik diplomatik karardan birisi rusların aldığı bu seferberlik kararı olur. bloğun öteki tarafındaysa, almanya, avusturya-macaristan'a olan desteğini dünya kamuoyuna deklare eder.

tüm bunlar olurken, birleşik krallık itidal çağrısı yaparak ülkelere krizi masada çözmelerini belirtir. ingilizler, olası bir savaşı önlemek istemektedir, lakin balkanlardaki tansiyon o kadar yüksektir ki, ingilizlerin çabası olayların alevlenmesine engel olamaz.

sanılanın aksine, sırbistan, avusturya-macaristan'ın vermiş olduğu 10 maddelik ültimatomun sadece tek bir maddesini reddeder, geri kalan tamamını kabul ederler ve konunun hague konvansiyon'unda tartışılmasını talep ederler. avusturya-macaristan, bu cevabı ret kabul ederek sırbistan ile tüm diplomatik ilişkilerini dondurur. durumdan korkan sırbistan'da seferberlik ilan edilir. bu olay savaşın başlamasındaki diğer kritik andır, şayet bu noktada avusturya-macaristan halen sırbistan'a karşı istediklerini alabilecek durumdadır. fakat ordu kurmayları, her ne kadar imparatorları bir savaş için almanları beklemek konusunda tutucu olsa da sırbistan'a askeri anlamda bir ders verilmesi konusunda onu doldururlar. bu fikrin en büyük savunucusu da, imparatorluk orduları başkumandanlığı görevini yürütecek olan ve imparatorluk ordularını üst üste felaketlere sürükleyecek olan conrad von hotzendörf olacaktır.

seferberlik kararları havada uçuşurken, birleşik krallık diplomatları, itidal çağrılarına devam eder. krallık, alman imparatorluğu, fransa ve italya diplomatlarının katılacağı bir dörtlü toplantı ile konunun masaya yatırılması istenir. bu talep almanlar tarafından reddedilir. tüm bunlar olurken, birleşik krallığın berlin büyükelçisi edward goschen, ingilizleri daha da tedirgin edecek bazı haberler verir. ona göre almanlar, fransızlara karşı bir savaş hazırlığındadır.


burada biraz konuyu açalım
fransa-prusya savaşından 1914'de kadar olan tüm bu olaylar sonucunda almanlar, kendi egemenlikleri için fransa'nın değil, rusya'nın en büyük engel olduğuna kanaat getirirler. almanlar, techizat, eğitim, disiplin gibi konularda ruslar'dan üstün olsalar da doğal kaynakları ve insan gücü ile boy ölçüşmenin imkanı olmadığının farkındadırlar. ancak almanların ruslara karşı bir başka hayati avantajı daha bulunmaktadır. altyapı. alman demir yolu ağı, zamanının en gelişmiş demir yolu ağlarından biridir. bu dönemde yapılan savaşlarda galibiyet için en önemli iki unsur topçu desteği ve rezerv kuvvetlerin cephede uygun bölgelere hızla kaydırılmasıdır. almanlar bu konuda yeterli büyüklükte bir demir yolu ağına sahipken, ruslar halen canla başla demir yolu inşa etmeye çalışmaktadır. bunun farkında olan almanlar, rusları bu demir yolu ağları tamamlanmadan yenmenin elzem olduğunu, eğer bu gerçekleşmezse ruslar karşısında askeri bir galibiyet elde etmenin mümkün olmadığını bilmektedirler. almanlar bunun için 1800'lü yılların sonunda mareşalleri von schlieffen ve moltke'nin ürettiği bir seri savaş planlarının, fransa ve rusya'yı yenmek için en uygun olduğuna karar verirler. bu planlar, fransa'nın olabildiğince hızlıca saf dışı edilerek batıdaki kuvvetlerin hızla doğuya, rusya'ya kaydırılmasını hedeflemektedir ancak almanlar bu yıldırım harekatını doğrudan fransa sınırından değil, kuzeydeki benelüks ülkelerini kullanarak yapacaktır. bu nedenle, eğer rusya ile savaşılacaksa, fransa ile savaş kaçınılmazdır.



alman mareşal von schiliffen

28 temmuz 1914 tarihinde avusturya-macaristan imparartorluğu, sırbistan'a savaş ilan ederek fiilen savaşı başlatır

devam edelim; bu hızlı diplomasi trafiği içinde ruslar, almanlara ve avusturya-macaristan'a karşı tam seferberlik ilan eder, fakat bu karar, kaiser wilhelm ve çar ii. nikolai arasındaki telegraflar sonrasında kısmi mobilizasyona çevrilir. bu arada daha önce belirtmiştik, yine hatırlatalım, kaiser wilhelm ve çar ii. nikolai, birbirlerinin kuzenidirler.

bir gün sonra, rus dış işleri bakanı sergey sazanov'un verdiği gaz ile rusya'da bir kez daha genel seferberlik ilan edilir. alman imparatorluğu ruslara bu seferberliklerini durdurmak için çağrıda bulunurlar. ancak ruslar, bunu reddederler ve seferberlik hazırlıklarına devam ederler. buna cevap olarak bir gün sonra avusturya-macaristan genel seferberlik ilan eder, alman imparatorluğunda da savaş öncesi hazırlık durumu ilan edilir. aynı gün alman imparatorluğu, rusya'ya bir ültimatom vererek derhal ilan ettikleri seferberliğin durdurulmasını ister, bu istekleri rusya tarafından reddedilir. aynı anda almanlar, fransızlara'da bir elçi yollar ve rusya'ya savaş ilan edilip edilmemesi durumunda tarafsız kalıp kalmayacakları sorulur. tüm bunlar olurken, birleşik krallık, belçika'nın bağımsızlığını garanti ederek almanya ve fransa'ya buna saygı göstermelerini talep eder. fransa bu talebe olumlu yanıt verirken, almanlar herhangi bir yanıt vermezler.


bir gün sonra, 1 ağustos 1914, alman ve fransızlar genel seferberlik ilan ederler ve alman imparatorluğu, rusya'ya savaş ilan eder
2 ağustos 1914, alman ve osmalı imparatorluğu gizli bir müttefiklik anlaşması imzalarlar.

bir gün sonrasında, fransa, almanya'ın göndermiş olduğu tarafsızlık sorusuna olumsuz yanıt verirler. almanlar schlieffen planını yürürlüğe koyarak, belçika'nın alman ordularının geçişine izin vermemesi durumunda belçika'ya savaş ilan edeceğini beyan eder. belçika, bu cevaba olumsuz yanıt verir. bunun üzerine alman orduları belçika üzerine yürür. bu olayları takiben birleşik krallık alman imparatorluğu'na, 2 gün sonra da avusturya-macaristan imparatorluğu rusya'ya savaş ilan eder.

tüm bu olan bitenler sonunda 4 yıl sürecek olan ve 40 milyon insanın ölümüne, yaralanmasına ve sakat kalmasına sebep olan 1. dünya harbi başlar.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
05 Temmuz 2019
Rusya'nın başkenti Moskova'da yer alan bu metro, dünyanın en eski ve büyük metrolarından biri olmasının yanı sıra iç tasarımı ve mühendisliğiyle de göz dolduruyor. Ayrıca metroyla alakalı pek çok şehir efsanesi var; işte onlardan bazıları.



metro sisteminin tam göbeğindeki kahverengi çember hat nasıl tasarlandı?
efsaneye göre stalin, kendi döneminde inşasını başlattığı metroya çok önem veriyordu. mühendisler hatların tamamını gösteren blueprint taslak üzerinde çalışırken bir tanesi kahve kupasını çizimlerin üzerine koyar. tam ortada tüm hatları kesen kahverengi bir çember oluşur. plan bu taslak üzerinden stalin'e sunulur. o da ortadaki kahve lekesini projenin bir parçası zannederek onay verir. stalin'e tekrar çıkıp o kısmın hatalı olduğunu söylemeye kimsenin götü yemediği için metro bu haliyle inşa edilir. bir diğer versiyonu ise kupayı planın üzerine stalin'in koyduğu ve aha böyle çok daha güzel oldu dediği ve öyle yaptırdığıdır.



metro hattının içerisinde dev mutant fareler yaşadığına dair efsane
ne zaman türediğini kesin olarak bilmiyorum fakat 80'ler sonrası ise bildiğin ninja kaplumbağalar senaryosudur. farelerin kazıda denk gelinen radyoaktif elementleri yediği ve mutasyona uğradığından bahsedilir. bir diğer efsane olan gizli hatlarda kol gezdikleri bu yüzden o hatların kapatıldığı söylenir. fareler neredeyse insan boyutunda ve karanlıkta parlayan canavarlar olarak tasvir edilir. vaktiyle bakıma giden işçilerden bazılarının ortadan kaybolması da bu hikayeye bağlanmıştır.



kremlin sarayına bağlı gizli metro hattı ve nükleer sığınaklar efsanesi
efsaneye göre stalin metro hattının çok daha altına (100 m) gizli bir hat kurdurmuştur. bu hat çeşitli idari birimlere çıkışları olan, nükleer saldırılarda halkın ve önemli kademede insanların saklanabileceği gizli üslere çıkarmış. hatta sadece 15.000 kişiyi yıllarca barındırabilecek bir tür yeraltı şehiri olduğu iddia edilir. metro dva(2) derseniz şehirdeki herkes çeşitli versiyonlarını anlatır. benim bizzat duyduğum moskova devlet üniversitesi'ne çıkan bir hat olduğuydu. bu geyik yüzünden bir dönem sürüyle öğrenci bu hatta açılan kapıyı aramış fakat bulamamışlar. bir de hattın giriş kapısını keşfeden bazı öğrencilerin kgb tarafından yok edildiği kolpasıyla desteklenir.

bu mitin bir eklentisi de lavrentiy pavloviç beria ile ilgili olandır
kendisi hakkında bilgiyi başlığında bulabilirsiniz. hakkında yüzlerce genç kızı kaçırdığı, tecavüz ve işkenceye varan hayvanlıklar yaptığına dair iddialar vardır. yaptığı iddia edilen suçları yine bu bekleme durumunda olan gizli metro sığınağında gerçekleştirdiğine dair bir efsane var. şu an müze olan evinden metro 2'e açılan bir yol olduğunu ve gizli servisin burayı işkence merkezi olarak kullanıldığı iddia edilir.



son olarak ölü askerlerin göründüğüne dair bir efsane var
fakat sadece metroya özgü olmadığı için yazmıyorum. iddiaya göre hem şehirin sokaklarında hem de metroda görünen napolyon döneminden kalma fransız askerleri varmış.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
05 Temmuz 2019
Nereden Nereye: 1930 Yılında Kanada'da Yayınlanan Türkiye Kadın Hakları Karikatürü
Kanada'nın en büyük eyaleti olan Quebec'te 1930 yılında yayınlanan siyasi karikatür, 1930 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren Türkiye ile 1940'a kadar kadınların bu hakkının olmadığı Kanada'yı kıyaslayıp derin derin düşünmeye sevk ediyor.


İstanbul, Türkiye
Türk tarihinde ilk kez, kadınlar haftaya gerçekleştirilecek genel seçimlerde oy kullanabilecek ve milletvekilliğine seçilme hakkına sahip olacak.

1930 yılında kanada, quebec'te çizilen kadın hakları ile ilgili politik bir karikatür bu.

karikatürde bir kadın üzgün bir şekilde bir afişe bakıyor ve afişte kadınların türkiye'de ilk defa seçme seçilme hakkı kazandıklarını, ve bu haftaki seçimlerde hem seçebilecek hem de seçilebileceklerini okuyor. bana da vay canına demek düşüyor.

vay canına. nereden nereye. bir tarafta çeşitli dini ve sosyal anlamda geri kafalılılıktan dolayı 1940'lara kadar kadınlara seçme hakkı vermeyen, fakat sonraki zamanlarda kuzey amerika'nın en ilerici bölgelerinden biri haline gelen bir batı toplumu ve devleti (kanada, quebec); diğer tarafta 1920'lerde yıkıcı bir savaştan yenilmiş olarak yeni yeni ayağa kalkan, çoğu ülkeden önce bir çok yenilik yapan, fakat 20'inci yüzyılın ortalarına kadar bu ilericilik atağını sürdürmeyen ve tökezleyen bir başka ülke (türkiye).

işler nasıl bu raddeye geldi kolay anlaşılır gibi değil.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
05 Temmuz 2019
Beyin Ölümü Gerçekleşen Kişinin Yaşıyor Gibi Hareket Etmesi: Lazarus Refleksi

Beyin ölümünden sonra omuriliğin beyinsi davranışları nedeniyle bazı reflekslerimiz devam edebiliyor.


lazarus refleksi; silahla vurularak, kanamalarla veya başka darbelerle beyinleri ölmüş olan hastaların, beyin ölümünden sonra omuriliğin beyinsi davranışları nedeniyle bazen hemşireleri bile yanıltabilecek düzeyde uyanıkmış gibi davranmalarına verilen isimdir.

diğerleri gibi bu da refleks yayı aracılığıyla meydana gelir. mesela elimiz ateşe değdiği zaman hızlıca geri çekeriz, bu da tıpkı lazarus refleksi gibi refleks yayı tarafından idare edilir. zaten bu nedenle beyin ölümü gerçekleşmiş hastalarda bile görülebilir zira bu tarz refleksler beyinden emir almazlar.

lazarus refleksi'ni diğerlerinden ayıran şey uzun ve karışık olmasıdır. yani, bizim reflekslerimiz genelde irkilme, seğirme, sıçrama gibi anlık olaylardır. ancak lazarus refleksi'nde ölünün kolları önce yukarı kalkar ardından çapraz bir biçimde göğsünde kavuşturulur. bir kaç saniye sonra ise kollar göğüsten ayrılarak vücudun iki yanına düşer.

lazarus refleksi'ni tetikleyen şeyi bugün tam olarak bilemiyoruz ancak genelde beyin ölümü gerçekleştikten bir kaç dakika içerisinde meydana geldiği için acıyla ilgili olabileceği düşünülüyor.

isminin kaynağı da incildir. yuhanna incili 11. bölümde isa, mucizevi bir şekilde aziz lazarus isimli bir ölüyü diriltiyor. lazarus refleksi de sanki ölü diriliyormuş gibi bir izlenim yarattığı için ismini buradan alıyor. gerçekten ürkütücü bir refleks. bilimsel açıklaması bilinmeden önce sağlık görevlilerinin epey korktuğu bir durummuş. günümüzde ise hasta yakınları bu duruma şahit oldukları zaman hastanın hala yaşadığı yanılgısına düşebiliyor.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Konuyu 3 kişi okuyor. (0 üye ve 3 misafir)
 
Seçenekler
Stil




Ticarî amaç gütmeden, maddî bir menfaat elde etmeden internet yayınlarına olanak sağlayan global bir paylaşım ağı olan ForumDenizi, adından ve vasfından da anlaşılabileceği üzere bir forum sitesidir. Forum siteleri, tıpkı sosyal medya ve interaktif sözlükler gibi 5651 sayılı kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının "m" bendine göre Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermekte olan, hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten platformdur.
5651 sayılı kanunun 5. maddesine göre yer sağlayıcı, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. Başka bir deyişle ForumDenizi üzerinden yapılan yazılı, görsel ya da işitsel paylaşımlardan doğabilecek yasal sorumluluk, mezkur içeriği paylaşan ForumDenizi üyesi gerçek kişilere aittir. İlgili kanunun anılan maddesinin 2. fıkrasında da çok açık bir biçimde öngörüldüğü üzere; yer sağlayıcı, yer sağladığı hukuka aykırı içerikten, ceza sorumluluğu ile ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddelerine göre haberdar edilmesi halinde ve teknik olarak imkân bulunduğu ölçüde hukuka aykırı içeriği yayından kaldırmakla yükümlüdür.
Açıklanan hukuki dayanaklar temelinde, hak ihlâli iddiasında bulunan hak sahipleri İLETİŞİM linkinden yer sağlayıcı ForumDenizi yöneticilerine ihtarda bulunarak bahse konu hususu tebliğ etmeleri halinde incelemeler yapılıp, en geç 2 gün içerisinde gerekli işlemler tesis edilecektir.
5101 sayılı yasayla degişik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince ForumDenizi üzerinde telif hakkı bulunan MP3, video vb. eserlerin paylaşımı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hak sahipliği verilmiş olan MÜ-YAP tarafindan yasaklanmış olup, yasal işlem olması halinde, paylaşan kişi ya da kişilerin bilgileri gerekli kuruma verilecektir.